! Anladım ki anlamak yetmiyor

her şey aynıdır, yalnızca biz farklı görürüz

-.---Yazılar e-postana gelsin ↓

e-postanızı yazın:


-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-
Şarkışla’lı Ali İzzet Özkan adından çokça söz edilen bir halk ozanımızdır. 1902 yılında Şarkışla’nın Üğük köyünde doğdu, Âşık Veli gibi. Palabıyık Süleyman gibi ünlü halk ozanlarını yetiştiren bir soydan gelmektedir. Belli bir öğrenim görmedi. Âşık Sabri'den saz dersleri aldı ve küçük yaşlarda âşık oldu. 22 yaşlarında Adana'ya giderek Çukurovalı âşıklarla karşılaşmalar(atışma) yaptı. Özellikle, yurt sevgisini dile getirişteki ustalığı ile dikkati çekmiştir. 20 bine yakın köy dolaştığından dolayı Anadolu'yu karış karış bilir.

Gezmediği zamanlar köyünde yaşamıştır. 1964’de kaçak olarak iki defa Kıbrıs’a geçmiş, Türk Mücahitlere türküler okumuştur. Ozanın özeliklerinden biri de sesten çok saz ustası olmasıdır. Saz çalışındaki akıcılık diğer ozanlar içinde sivrilmesini sağlamıştır. Pek çok şiir söyledi. 500'ü aşkın şiiri vardır ve şiirlerini zaman zaman çıkardığı kitaplarda toplamıştır. Bazı türküleri de sanatçılar tarafından plağa okundu. Bunlar arasında “Şu Sazıma Düzen Ver, Mühür Gözlüm". Ali İzzet Özkan Konya da yapılan Türkiye âşıklar bayramına katılmıştır. Âşık 1981 yılında hayata gözlerini kapar.


Âşık Ali İzzet Özkan / Mecnunum Leylâmı Gördüm





Albümdeki Parçalar


1. Mühür Gözlüm
2. Mecnun'um Leyla'mi Gördüm
3. Sökün Ayi Geldi
4. Özkanoglu Bundan Sonra
5. Seni Kim Tanirdi
6. Sürmeli
7. Yayla Yaylamayi
8. Su Karsiki Daglar
9. Çiçek Dagi
10. Su Sazima Bir Düzen Ver
11. Dert Satiyom
12. Ya Rab Senin Makaminda
13. Bir Allah'i Taniyalim
14. Atatürk
15. Yüzün Görsem
16. Güzele Bakmasi Sevap Derler
17. Türkmen Kizi Bar Oynuyor
Albümü edinin.








Kitabı edinin.
Aşık Ali İzzet Özkan
İlhan Başgöz
Pan Yayıncılık / Türkçe Programı Yayın Dizisi







Fotoğraflar






Âşık Ali İzzet Özkan, 1902 yılında ozanlar diyarı olarak bilinen Emlek Hüyük köyünde doğmuştur. Emlek her ne kadar Seme, Güldede, Karababa ve Beserek Dağları’nın yer aldığı bir coğrafi bölgenin adi olarak biliniyor ise de, asıl olan, Sarkışla, Gemerek, Akdağmadeni ve Yıldızeli dörtgeninde yer alan kültürel bir yörenin adidir. Bu yörede yasayan tüm insanlar, aralarındaki coğrafi mesafe ne olursa olsun örf-adet, gelenek-görenek ve inanç olarak özdeştirler. Ayni kültürle yoğrulmuşlardır. Bu kültürün odağını, Alevi-Bektaşi felsefesine bağlı olarak gelişen halk edebiyatı ve şiiri oluşturur. Bu yörede halk edebiyatı öylesine zengindir ki, salt Ali İzzet'in köyü olan Emlek Hüyük'ten Âşık Palabıyık Mustafa, Âşık Yusuf, Âşık Kul Sabri, Âşık Hasan Devranı gibi usta ozanlar yetişmiştir. Ekonomik olarak oldukça sinirli ama halk edebiyatı yönünden essiz bir zenginliğe sahip olan bu bölgede yüzün üzerinde halk ozanı ve bir o kadar da türkü ustasıyla halk sanatçısının yetiştiği bugün bilinen bir gerçektir. İşte büyük ozanımız Ali İzzet Özkan, böyle bir yöre ortamında dünyaya gelmiştir.

Anasının adi Kamer, babasının adı Musa'dır. Musa Ağa, Âşık Palabıyık Mustafa’nın olgudur. Musa Ağa, Cumhuriyet öncesi uzun süre köyde muhtarlık yapmıştır. Hali vakti yerinde, kısmen de köy ağasıdır. Ali İzzet henüz bir buçuk yaşındayken annesi Kamer ölür. Üvey anne elinde büyüyen Ali İzzet, daha 12–15 yaslarına değince köyde bir kıza sevdalanır. Biraz da sevdalanmanın verdiği ask ve hevesle olacak ki baslar saz çalıp sevda şiirleri yazmaya. Yörede zengin bir şiir, saz, söz ortamı vardır. O da bu ortamdan uzak kalamaz. Baslar cem, cemaat ve Âşık meclislerine katılmaya. Anne tarafından akrabası olan İğdelikli Âşık Veli ile Kılıççılı Agahi'den, Kale köylü Kemter Baba'dan çok etkilenir. Yine kendi köyünün bir ozanı olan Âşık Garip Ali'den (bu ozanımızın mahlası sonradan Kul Sabri olarak değiştirilmiştir) usta-çırak iliksisi içinde saz çalıp şiir yazma konusunda dersler alır, şiir yazmaya tevsik edilir.
Her geçen gün kendisini biraz daha olgunlaştıran ozan, akranı olan Sarıkayalı Hüseyin Gür soy, Sivrialanlı Veysel Şatıroğlu, Ortaköylü Aziz Üstün, Saraçlı Hasan Yüzbaşıoğlu gibi yöre ozanlarıyla birlikte önce usta mali, giderek de kendi yazdığı deyiş ve şiirleri köy, kent, gezerek halk meclislerinde, bilhassa Alevi cemlerinde çalıp söyler. Özellikle kış aylarında Alevi-Bektaşi geleneklerini izleyerek, sik sik cem törenlerine katılır, dede ile birlikte edep, erkân üzere semah çalar, cem yürütür. O zamanki yasaların birtakım dinsel faaliyetleri yasaklamasından olacak ki, Ali İzzet 1936 yılında Sivas Ağır Ceza Mahkemesi'nce tutuklanır. Üç buçuk aylık tutukluluktan sonra suçsuz bulunarak, serbest bırakılır. Ali İzzet'in bizzat bana söylediğine göre, bu tutuklama olayı, köyde kendisini çekemeyenlerin ihbarı sonucu gerçekleşmiştir. Fakat bu olay onu daha da kamçılar, geliştirir ve giderek de yazıp söylediklerinin ilgi görüp beğeni kazanmasına neden olur. Bu durum ise ozanın iyice isten güçten elini çekmesine, rençperlikten kendisini tamamen soyutlayıp, sazını koluna takarak, Anadolu'yu bir uçtan bir uca gezmesine sebep olur.
Her yıl birkaç kez Hacı Bekas Dergahı’na uğrar. Yine böyle bir ziyaretinde kendisine törenle İzzet-i Kalem mahlâsı verilir. O da bundan sonra şiirlerinin büyük çoğunluğunu İzzet-i mahlâsıyla yazar.

Kişiliği ve Sanatı Bizler, Ali İzzet'i gerek Ankara'ya geldiğinde, gerekse köyde bulunduğumuz muhabbet ortamlarında hep aramızda görmek isterdik. Özellikle ustalardan okuduğu şiirlerden, anlattığı fıkralardan, bazen de yaptığı küfürlü esprilerden müthiş zevk alırdık. O, çok gezen, gören, bilgi dolu bir kütüphaneydi bizim için. Yalnız ne vaki fazlaca alıngandı. Bir de eleştiriye pek gelmezdi. Eleştirel yönden biraz üzerine gidecek olsak, darılıp küser, bazen sofradan kalktığı bile olurdu ama sözünü asla çekmezdi. Çok yönlü bir kişiliği vardı. Kalbinde asla kin tutmazdı. Yörenin türkü ustaları (eski adıyla) Ala kiliseli Mehmet Özkan’ı, Benli Hasanlı Aslan’ı, İlyas Hacılı Has gül’ü, Hardallı Hüseyin Özyazici'yi, Kavaklı Fazlı’yı, Sarıkayalı Durmuş Çetinkaya'yi özellikle Hüyüklü İzzet Savaş’ı dinlemeye doyamazdı. Geçmişte yasayan usta sairlere olan hayranlığın hiç gizlemezdi. akranı olan ozanlardan, örneğin Veysel, Aziz Üstün, Hasan Devranı vb. gibi sairlerden şiirler okununca beğenmez, illâki bir kusur bulurdu. Saz, söz ağırlıklı bir sofrada Âşık Devranı kulağıma eğilerek, "yeni bir şiir yazdım, benim olduğunu çaktırmadan Âşık'a oku bakalım görüsü ne olacak" dedi. Ben de sofradakilerin de onayıyla Devranı’nın "Babama" adli şiirini mahlâssız olarak okudum. Ali İzzet, şiiri dikkatle dinledikten sonra "bu şiir kimin" dedi. Benim suskun kalmam üzerine Devranı "benim" deyince, "hadi lan, bunu ben bile yazamam, sen nasıl yazacaksın" diyerek kendine özgü esprisini yaptı. Âşık Devranı de ona "sen koca Veysel'i bile beğenmiyorsun kal diki beni beğeneceksin" dedi. Ali İzzet de dönüp "Ula zırlak, sana Devranı mahlâsını ben taktım. Beğenmesem takar mıyım" diye karşılık verdi. Söze Veysel adî karısınca fırsattan yararlanarak, "Âşık Baba, Veysel ile aranızda bir soğukluk olduğu söyleniyor. Gerçekten küskünlüğünüz veya herhangi bir çeliksiniz var mı" diye sorduğumda aynen su cevabî verdi: "Bak evlâdım, elin ağzı torba değil ki dikesin. Herkes her şeyi söyler. Simdi ben bir şey söylüyorum el onu, 10'a 100'e katlıyor, gidip ona söylüyor. Ondan da alıp, bana getirip söylüyorlar. Bu isler hep böyle oluyor." -Peki, Üstad, Veysel'i nasıl buluyorsun, onu beğenmiyor musun diye sorunca da; "Onu dünya beğenmiş, ben beğenmesem ki kaç yazar. Hem Veysel’i beğenmesem hakkında şiir yazıp Hasan'inan (Âşık Hasan Devranı) bizzat ziyaretine gider miydik." Veysel hakkında yazmış olduğu şiir söyle:

Veysel'sin visale ereyim diye
Sen âlimsin ustam irfana geldim
Kevser Irmağını göreyim diye
Bir kuru çeşmeyim ummana geldim

Âşıklar sultanî ayan beyansın
Görmez derler ama gören duyansın
Mansur gibi kanlı gömlek giyersin
Enelhak pazarı meydana geldim
Sen bir Süleyman’sın ben bir karınca
Bayram eder dostlar dosta varınca
Salâvat getirdim yüzün görünce
Küfrü terk eyledim imana geldim
Allah zati severse bir insanî
Mülke malik eder yücelir sanı
Sazın sözün hayran etti cihanı
Muhabbet bülbülü gülsene geldim
İzzet’iyim ziyaretim kabul et
Mürsid-i kâmilsin müşkülüm hallet
Arafat dağîsin lokmam kabul et
Koç gibi kapına kurbana geldim

Yine bir yaz günü bizim köyde bir grup arkadaş ile yaptığımız söyleşi sırasında kendisine "Usta, tanrı geçinden versin, ama her fani gibi Birgen sen de göçüp gideceksin. Ondan sonra Veysel gibi senin de hakkında bir şeyler yazılıp söylenecek. Gelecek kuşaklara bırakmak istediğin bir mesaj veya herhangi bir söylemin olacak mı? Varsa bunları kalıcı bir duruma getirmeyi düşünüyor musun?" dediğimizde: "Vallahi ben şimdiye kadar çok şey yazıp söyledim. Ölünceye kadar da yazıp söyleyeceğim. Öldükten sonra da is herhâlde size düşer" deyip yanıt olsun diye su şiirini okudu:

Sağlığımda mezarımı ben kazdım
Ölmeden kebire uzandım yeter
Kefenimi tabutumu ben dizdim
Al yeşil irence boyandım yeter
Ölümden korkum yok o benden korksun
Cehennem ver ise günahım yaksın
Cennet güzelleri seyrana çiskin
Sevgi muhabbete özendim yeter
Hak Muhammet Ali Ulu Hünkâra
On beş defa geldim yüz süre süre
Yedi sene hizmet ettim bir Pir'e
Bir Al'İzzet ismi kazandım yeter

Âşık, "gerçekten yeter mi?" diye kendisine sorulunca da, geçmişteki anılarını ve yasam öykülerini kesitler halinde anlatmaya başladı: "Oğlum Cemal'in teybine çokça şeyler anlattım. Siz de yabancı değilsiniz, açın teybinizi ne istiyorsanız size de söyleyeyim" dedi ve başladı anlatmaya. 1930'lu yıllarda Sivas'ta düzenlenen 2. Âşıklar Bayramı’na katıldığını, Âşık Hüseyin Gür soy’la Ankara'ya gelip Halk evlerinde konserler verdiklerini, Köy Enstitüleri'nde uzun yıllar saz çalıp türkü söyleyerek hizmet verdiğini, yaşamında 3 kez tutuklandığını, bunlardan birisinin "köylerde dedelik yaparak hakli dolandırıyor" diye ihbar edilmesi sonucu olduğunu, diğer ikisinin ise komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla olduğunu anlattıktan sonra Demokrat Parti'nin önceleri halka daha çok adalet ve özgürlük getireceğini sandıklarını fakat giderek halkı cephelere böldüğünü, istibdat ve zulüm getirdiklerini görünce de aşağıdaki "Parti Destanî" şiirini yazdığını söyledi:

Demokrat Partiyi göbel kız sandık
Çirkin çıktı kahpe çıktı dul çıktı
Alnım açık yüzüm ağ dedi kandık
Yüzü kara çıktı bası kel çıktı
Hırsızı vatandan sürek dediler
Köylünün dileğin varak dediler
Son zamanda bir gün göbek dediler
Afat çıktı tufan çıktı yel çıktı Bakin hallerine su milletlerin
Açın kapısını adaletlerin
Mehdî diye gözlediğimiz zatların
Koltuğundan haç put çıktı nal çıktı
Bunların mevkii kazanmak fikri
Düşünen kim bizim gibi fakiri
Has kum Âşık dedi bize her biri
Kendir çıktı keten çıktı çul çıktı
Söz milletin dedi kendi söyledi
Hürriyet var dedi zulüm eyledi
Altın paraları netti neyleydi
Hazineden bakir çıktı pul çıktı Al'İzzet ne dersin git sazını çal
Hikmete karışma tez gelir zeval
Bozuldu adalet düzelmez ahval
Fitne çıktı Deccal çıktı mal çıktı

Ali İzzet, bu şiirini zaman zaman değişik ortamlarda okur. Okumakla yetinmez bazı yayın organlarında da yayımlanmasını sağlar. Bundan sonra da basına gelmedik kalmaz. O dönem D.P.'ye muhalefet eden tüm yazarçizer ve aydınlar gibi Ali İzzet de çeşitli kovuşturma ve baskılara maruz kalır. Ülkede yaşanan bu gidişatın sonucunda ise 27 Mayıs ihtilâlı gerçekleşir.
Sair Behçet Kemal Çağlar, Ali İzzet'i Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ile tanıştırır. Cemal Gürsel Ali

İzzet'ten Anadolu'nun köylerini dolaşmasını ister. Ali İzzet de bu görevi kabul eder. Dolaştığı yerlerde 27 Mayıs Devriminin amaç ve özünü anlatmaya çalışır. Bu çalışmalar sonucunda birçok sol görüşlü aydın, yazar ve politikacı ile tanışır. Türkiye İsçi Partisi'nin kurulması ile de Mehmet Ali Aylar ve Sefer Aytek in’in tevsikleriyle TİP'in o zaman kurdurtmuş olduğu Ozanlar Derneği’ne üye olur. Bu örgütte yaptığı çalışmalar sonucu sosyalizm ve sol düşünce ile tanışır. Sosyal içerikli şiirlerini daha çok bu dönemlerde yazar. TİP'in içinde bir takim görüş ayrılıkları bas gösterince ozan bu örgütle bağlarını koparır. Ozan, bundan sonra Avni Dilligil ile bir tiyatro çalışmasına baslar Anadolucun çeşitli kentlerinde. Konusu Alevîlik ve Bektaşilik olan "Dört Kapı Kırk Makam" adlî bir oyunu sergilerler. Ali İzzet'in ilginç anılarından birisi de sudur: "Ali İzzet köylülerle bir sohbet sırasında Sovyet Devrimi'ni ve sosyalizmi anlatmaya çalışır. Bunun akabinde de bir ihbar sonucu komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla yargı önüne çıkarılır. Ali İzzet sanık sandalyesinde, yargıç sorar: "Bak Ali İzzet, hakkında şikâyet var. Sen bu şahıslara komünizm propagandası yapmışsın, doğru mu?" Ali İzzet "Hayır hâkim bey ben asla öyle bir şey yapmadım." Hâkim üsteleyince, orada tanık olarak bulunan Demokrat Partili eski köy muhtarı şahıs: "Yaptı hâkim bey, hem de nasıl yaptı. Bize anamızdan doğalı duymadığımız şeyler söyledi" der. Hâkim tekrar Ali İzzet'e döner: "Ali İzzet, bunlara neler söyledin, söyle bakalım." Ali İzzet "Hâkim bey, ben ne söylediğimi hatırlamıyorum. Onlara ne demişsem kendileri söylesinler." Hâkim tekrar ihbarcı sahsa dönüp: "Söyle bakalım size bu ne dedi?" deyince o da hiddetle diğer tanığa döner: "Ula dürzü bana bir sürü lâf diyordun, onları olduğu gibi hâkim beye söylesene" er.
Bunun üzerine tanık durumundaki şahıs baslar anlatmaya: "Valla hâkim beyim, söylediklerinin epsi aklımda kalmadı, ama bazı kalanları söyleyeyim. Bir kere Rusya’da Lenin diye büyük bir adam varmış. Anlatıldığı gibi şapkayı as, istediğin eve gir derler ya öyle bir şey de yokmuş. Bütün bunlar yalanmış. Biz de onların düzenini kabul edelim dedi. Hatta bunun için bize 300 banknot para verdi." der. Bunun üzerine hâkim Ali İzzet'e tekrar sorar: "Söyle bakalım Ali İzzet, buna ne diyorsun?" Ali İzzet "Ne deyim hâkim bey su şahıs yıllarca muhtarlık yaptı, şehirde bir isim görülecek deyi yıllarca köyü Demokrat Partililere peşkeş çekti. Su da bir biber dolması yiyeceğim diye bos yere ona buna yallozluk eder. Bunları böyle bilin. Ama mademki ben bunlara 300 bangonot para vermişim, paramı geri versinler ben de cezama razıyım" der. Hâkimin tanıklara: "Bakin duydunuz. Asığın parasını geri verin" demesi üzerine tanıklar iyice şaşkınlaşır ve ifade değiştirerek "para teklif edildi, ama biz almadık hâkim bey" derler. Tanıkların saçmaladıklarını ve ifade değiştirdiklerini gören hâkim, onları bir güzel azarladıktan sonra Ali İzzet'i serbest bırakır. Ozan İsmet Pasa ile ilgili bir anîsini da söyle anlattı: "Yine Ankara'da bulunduğum bir gün Kemal Satır’la tanıştım. O da beni İsmet Pasa ile tanıştırmak istediğini söyledi ve iki gün sonra yapılacak C.H.P. büyük kongresine beni davet etti. Ben de bir hevesle o gün kongreye gittim. Salona geldiğim duyulunca İsmet Pasa beni karşıladı, kolumdan tutup yanına oturtturdu. Hal hatırdan sonra: 'Bak Ali İzzet, haklin asil temsilcisi sizsiniz, anlat bakalım, memlekette bizim bilmediğimiz neler var?' dedi. Ben de, vallahi Paşam, sizin bilmediğinizi ben nasıl bilirim deyince gülüştük. Kongre boyunca yanına o kadar gelip giden olmasına rağmen benimle ilgisini devam ettirdi. Bir ara konumsalar ve alkışlar kesilince kulağıma eğilip, 'Âşık, senin meşhur bir kitlik destanîn var idi. Sunu bana bir oku bakalım' dedi. Dedi ama benim de sanki üzerime kaynar sular döküldü. Emrin basım üstüne Paşam, ama su anda o şiirin hepsini hatırlayamam dedim. 'Bildiğin kadarını oku Ali İzzet' diye ısrar etti. Bu şiirin İsmet Pasa dönemine ait olduğunu bilmeme rağmen aklımda kalan kısımlarını okudum.

Bin dokuz yüz kırk ikinin yılında
Nice tüccar nice zengin aç kaldı
Mal kalmadı irençberin elinde
Tükendi samanlar hayvan aç kaldı
Çiftler sürülmedi koşumsuzluktan
Tarlalar bos kaldı tohumsuzluktan
Çok atlar tay attı bakımsızlıktan
Arpa yoktu has küheylân aç kaldı
Köpekler uludu yalım yok diye
Gitmedi davara halim yok diye
Aşiret ağladı malîm yok diye
Göçmedi yaylaya Türkmen aç kaldı

Camızlar Mac dedi baktı samana
Öküzler inekler meledi daha
Başka zaman değil hele bu sene
Âşık Ali İzzet Özkan aç kaldı.
Ağ bez bulamadık sal palaz giydik
Kefensiz çok ölü mezara koyduk
Un bulgur yok mısır holagi yedik
Çoluk çocuk sabi sübyan aç kaldı
Dilenciler odalardan kesildi
Un çuvalı seklemlere basildi
Düğün bayram bir köseye kısıldı
Güveyler sağdıçlar gelin aç kaldı
Ekmek Isa oldu göğe çekildi
Nice nazlı kızlar otlar yayıldı
Yolcular yoruldu düştü bayıldı
Kesildi dermanlar insan aç kaldı

diyerek bitirdim. İsmet Pasa o anda, Ecevit de dâhil yanındakilere dönerek: 'İste o günlerin manzarası... O zamanki memleketin gerçek resmini Ali İzzet çekmiş' dedi." Ali İzzet'in benim de tanık olduğum ve yazılmasında yarar gördüğüm bir anîsi da söyle: Âşık Ankara'ya geldiğinde ya ben onu bulmaya çalışırım, ya da aklına düştükçe veya fırsat oldukça o bana uğrardı. O gün Seyranbaglari’nda bizde kaldı. Ertesi gün Halk evleri Genel Merkezi'nde Atatürk'le ilgili bir anma toplantısına davetli olduğunu, kendisi ile benim de gelmemi istedi. Sabah kalktık gittik. Salon hınca hınç dolu. Atatürk hakkında çeşitli konuşmalar yapıldı, şiirler okundu. Bir ara rahmetli Behçet Kemal Çağlar söz aldı. Atatürk konusunda oldukça etkili bir konumsa yaptıktan sonra izleyenlere hitaben, "Atatürk hakkında şiirler yazan, güzel sözler söyleyen elbette çok kişi var. Bunlardan birisi de benim. Hatta herkes beni Atatürkçü ozan olarak lanse eder Ama siz bilir misiniz? Atatürk'ü benden daha iyi anlatan iki büyük sair vardır. Bunlardan birisi Nazım Hikmet'tir. Bir diğeri ise su anda aramızda bulunan Âşık Ali İzzet Özkan." Zaman, Nazım’dan şiirler okumayı her babayiğidin göze alamadığı bir zaman. Ve Behçet Kemal Çağlar, Nazım’dan su şiiri okudu.

Sarışın bir kurda benziyordu
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı
Yürüdü, uçurumun basına gelip durdu
Karanlıkta bir yıldız gibi kayarak
İnce uzun bacakları üzerinde yaylanarak
Bıraksalar Kocatepe'den
Afyon Ovası’na atlayacaktı.

Şiiri bitirince; "Nazım’dan sonra Atatürk'ü en görkemli sözcüklerle şiirleştiren Ali İzzet'i kürsüye davet ediyorum." dedi. Ali İzzet'e daha mikrofonu vermeden, Ali İzzet'in omzuna elini koyup, "Soruyorum sizlere Atatürk için:

Mavi gözlü dev adımlı ejderha
Altın saçlı güneş yüzlü ejderha

Diyebilen kaç kişi vardır Ali İzzet gibi?" dedikten sonra mikrofonu Ali İzzet'e bıraktı
Sanatı ve Eserler Halk şiirimizin tarihi çok eskilere dayanmakta. Kimi tarih bilimcilere göre Dede Korkutlarla baslar, kimilerine göre de çok daha ötelere, yani insanoğlunun topluluklar halinde yasamaya başladığı evrelere kadar uzanır. Bizi asil ilgilendiren süreç, Hacı Bekas Veli Dergâhı’nda Yunuslarla başlayıp, Pir Sultanlarla, Âşık Dertlilerle, Karacaoğlanlarla devam ederek Agamilerle, Âşık Velilerle, Veysellerle, Ali İzzetlerle bizlere ulasan tarihsel süreçtir. Bilindiği üzere Türk toplulukları, kendi öz kültürleri olan Saman kültürü ile Anadolu'ya ayakbastılar. Bir kavimler kapısı olan bu coğrafyada gördüler ki, büyük uygarlıklar, büyük kültürler yatıyor. Böylesine geniş ve köklü kültürlerin, uygarlıkların karsısında elbette göçebe ağırlıklı bir toplum düzeninin geliştirdiği Saman kültürünün sınırları içinde kalınamazdı. Bir toplum kendi benliğini yitirmeden sonsuza dek yasayacaksa, kendine özgü kültürünü yaratacak, tüm yabancı kültürler karsısında doğal olarak kendi kültürel bagimsizligini koruyacaktı. Anadolu’ya gelen Türk halkı da bu topraklarda onu gerçekleştirdi.
Bugün ulusal kültürümüzün önemli teşlarından biri olan Alevi-Bektaşî kültürü, yüz yıllardır bu topraklarda, yabancı kültürlere teslim olmadan (İslâmiyet de dâhil) tüm inanç ve kültürlere karsı kendi sentezini yaratıp geliştirmek suretiyle ayakta kalabildi.
Tümüyle adlarını burada sayamadığımız nice Türkmen dervişleri, nice Anadolu erenleri ve nice ulu ozanlarıyla yasadıkları düşünceye bağlı olarak felsefeden sanata, dünyaya bakış açısından insana verilen öneme değin tüm değerleri yaratarak doğamızda varılan köklü kültürler arasına bizim ulusal kültürümüzü de yerleştirebildiler.
İste bizim halk şiiri geleneğimiz böylesine soylu bir kültürün koludur. Âşık Ali İzzet Özkan da bana göre bu zincirin bir halkasıdır. Çünkü O, yazdığı eserlerle bu geleneğe katkılarda bulunmuş, halk şiirine yeni bir soluk ve canlılık getirmiştir.
Ali İzzet geleneğe bağlı olmakla birlikte araştırmacı, sorgulayıcı, kapı açıcıdır. Konulara yaklaşırken korkusuz ve evrenseldir. Örneğin:

"Bir Allah’ı tanıyalım
Ayrı gayri bu din nedir"
Gibi şiirleriyle tüm insanlığın birlikteliğini savunur.
Ask ve sevda şiirlerinde coşkuludur. Denebilir ki Karacaoğlan’dan sonra yetişen ikinci güzellik

ozanıdır. Güzellik onun gözünde ölümsüzlüktür.

"Güzellere bakan gözler ağrımaz
Güzel seven ölür amma çürümez"
.
"Allah bile güzellere âşıktır
Peygamber bakışlı Allah yüzlü yar."

Ali İzzet halkın öz diliyle konuşur, yenicidir. Halk şiirimize yeni terkipler, yeni deyimler kazandırmıştır.

Derlediği yeni simgeleri ve değerleri şiire nakıs nakıs isler:

"Atatürk bakışlım, hey mermi gözlüm
Ta can damarımdan vurdun ölüyor
Gazi yürüyüşlüm, kahraman yüzlüm
Zalim yar kanıma girdin ölüyor."
.
"Kurtuluş destanî Nazım Hikmet'in
Okur gelir bir gözleri sürmeli"
.
"Bir güzelin sarhoşuyum mestiyim
Yanaklar üstünde meyhanesi var"
.
"Kehribar kasların büyü yazıyor
Sanki güneş yere düşmüş geziyor"

gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Vahdet-i Vücut inanışına bağlı olan ozanın tasavvufî yönü ile birlikte, hiciv ve tasvir sanatı da güçlüdür. Tanrıya ve dinsel konulara yaklaşımında baksa ozanlarda göremediğimiz özelliklere sahiptir. Tanrıyı söylerken veya hicvederken âdeta karsısında yakin bir dostu veya arkadaşı vardır. Onunla tümüyle insancıl iliksiler içindedir. Örneğin:

"Allahgilin adesesi
Sende de var bende de var"
.
"Tanrıyı da davet ettik getirdik
.
Allahgilin bana gelse haberi
.
Allah kula benzer kul da Allah'a"

gibi dizelerde bunu görebiliyoruz. Ali İzzet; sosyal, toplumsal ve siyasal yönden de kendisinden önceki ve çağdaşı ozanlardan farklı bir çizgiye sahiptir. Yobazlığa karsı ödünsüz bir savaşçıdır. Demokrasi, Millet Meclisi ve parti gibi kavramlar Onun son dönemlerde yazdığı şiirlerde sıkça görülür. Atatürkçü ve toplumcudur.

"Zulüm var hürriyet göğe çekildi
Bakımsız köylünün beli büküldü."

Deniz Gez mis’lerin idamından sonra yazdığı bir şiirinde söyle sesleniyor:

"Zulmümün adîni hürriyet koyduk
İdam oldu yiğidimiz merdimiz."

T.I.P.'in kapatılmasından sonra da:

"Ser yağmuru yağdı bu yıl dağlara
Yaman oldu hallerimiz partimiz"
diye yazmıştır.

* 1984 yılında yasama gözlerini yuman ozanımızın basılmış 12 adet eseri bulunmaktadır.

Yayınlanmış Kitapları

“ Bugünkü Anadolu Halk Şiiri” 1942 / İstanbul
“ Türk’ün Sazından” 1951 / Ankara
“ Âşık Ali İzzet Ağlıyor” 1955 / İstanbul
“ Kitap Küçük Dert Büyük” 1956 / Sivas
“ Teller de Muradın Alsın” 1958 / Ankara
“ şiirler” 1963 / Ankara
“ Ali İzzet Kıbrıs Adasında Neler Görmüş” 1964 / Ankara
“ Sürmeli” 1966 / İstanbul
“ Mühür Gözlüm” 1967 / Sivas
“ Mühür Gözlüm-Genişletilmiş Baskı” 1969 / Ankara
“ Kırkambar” 1974 / İstanbul
“ Âşık Ali İzzet’in Hayat ve şiirleri, Âşık Balı’nın Demeleri” yıl ve Yer adî yok.
“ Âşık Ali İzzet Özkan” Prof.Dr. İlhan Bas göz 1979 / Ankara






Şiirlerinden Örnekler


Mecnun'um Leylamı gördüm

Mecnun'um Leylamı gördüm
Bir kerece baktı geçti
Ne sordum ne de söyledi
Kaşlarını yıktı geçti

Soramadım bir çift sözü
Ay mıdır gün müdür yüzü
Sandım ki Zöhre yıldızı
Şavkı beni yaktı geçti

Ataşından duramadım
Ben bu sırra eremedim
Seher vakti göremedim
Yıldız gibi aktı geçti

Bilmem hangi burç yıldızı
Bu dertler yareler bizi
Gamze oku bazı bazı
Yar sineme çaktı geçti



Kader Torbası

Kader torbasına elim uzattım
Tecelli kâğıdım karalı çıktı
Ömür defterine bir yol göz attım
Dertlerim içinde sıralı çıktı

Uğradığım pınar baştan kuruyor
Kader lamba yakmış beni arıyor
Kime iylik etsem bir taş vuruyor
Dostum düşman oldu ileri çıktı

Kader beni kaptan kaba aktardı
Kosa* idi bu dert bana yeterdi
Evvel bağımızda bülbül öterdi
Şimdi baykuş kondu haralı çıktı

Al’İzzet’i böyle kader ne yapsın
Böyle gelmiş böyle gider ne yapsın
Hasta can veriyor doktor ne yapsın
Ciğer parça parça yaralı çıktı




Muradın Alsın

Şu sazıma bir düzen ver
Teller de muradın alsın
Gel beni bir tenhada gör
Diller de muradın alsın

Elinden tutup gezelim
Harman döşe gül dizelim
Kalem ver adın yazalım
Eller de muradın alsın

Uğra bir gün bizim köye
Sana bakam doya doya
Dağ ceylanı in ovaya
Çöller de muradın alsın

Kehribar benler gerdana
Düzen düzmüş tane tane
Bazı bazı çık seyrana
Yollar da muradın alsın

Ali İzzet görüşelim
Bugün bayram barışalım
Aç göğsünü sarışalım
Kollar da muradın alsın




Gözlerin

Güzeller güzeli çarşıya çıkma
Çok sağlar mezara sokar gözlerin
Allah’ın seversen hışm ile bakma
Korkarım cihanı yakar gözlerin

Avrupa düveli hep verse malın
Kan dökerim yine vermem bir telin
Sakın camilere uğratma yolun
Çok namaz bozdurur çıkar gözlerin

Atatürk bakışlım ey kılıç kaşlım
Altın top yanaklım bir hoş gülüşlüm
Gümüş tepsi döşlüm çiçek kokuşlum
Yaz gülleri gibi bakar gözlerin

Ağ yüzüne kara benler ekilmiş
Sanki gökten yere yıldız dökülmüş
Al’İzzetî sorgulara çekilmiş
İdamına ferman okur gözlerin




Kıskanırım (Mühür Gözlüm)

Mühür gözlüm seni elden
Sakınırım kıskanırım
Uçan kuştan esen yelden
Sakınırım kıskanırım

Kavumundan akrabandan
Kardeşinden öz babandan
Seni doğuran anandan
Sakınırım kıskanırım

Beşikte yatan kuzundan
Hem oğlundan hem kuzundan
Ben seni senin gözünden
Sakınırım kıskanırım

Havadaki turnalardan
Su içtiğim kurnalardan
Geyindiğim sırmalardan
Sakınırım kıskanırım

Al'İzzeti ancalardan
Elindeki goncalardan
Yerdeki karıncalardan
Sakınırım kıskanırım




Aşkın Polisleri

Aşkın polisleri tuttu yakamı
Ne alır canımı ne de el çeker
O zalim yar benden kesti selâmı
Ne bir mektup yazar ne de tel çeker

Girdi dil şehrine sevda taburu
Can yurduna hücum etti her biri
Keder denizinde umut vapuru
Ne batar kurtulur ne de yol çeker

Feleğinen geçinmiyor İzzetî
Çirkin huyları var kötü âdeti
Şu bendeki derdi ahı feryadı
Ne dağ taş götürür ne de kul çeker




Güzeldir

Güzele bakması çok sevap derler
Güzellere güzel bakmak güzeldir
Güzel yar sevenler cennetlik olur
Güzelinen yola gitmek güzeldir

Güzelin gün doğar güzel kaşında
Güzelin inci var güzel dişinde
Güzelinen güzel masa başında
Güzel güzel lokma yemek güzeldir

Güzelinen güzel gezmek ne güzel
Güzel adın güzel yazmak ne güzel
Güzelinen bade süzmek ne güzel
Güzelin elinden öpmek güzeldir

Güzelin nur damlar yanaklarından
Güzelin bal akar dudaklarından
Güzelin güzel tut parmaklarından
Güzellere hizmet etmek güzeldir

Güzellere bakan gözler ağrımaz
Güzel seven ölür ama çürümez
Ali İzzet güzellerden farımaz
Güzelleri candan sevmek güzeldir




Tanrıya (I)

Hasa hikmetine karışmam amma
Âşık inim dura miyom görünce
Senin isin var mı, bu ne muamma
Günah m. hata m. sorunca.
Gizli sırrı kayıpları görürsün
Mekânın yok imiş, nerde durursun
Gönlün olduğuna bol bol verirsin
Bir cömert ganisin gönlün olunca
Sesin duyan deniz coşar bulanır,
Yüzün gören dağlar yanar küllenir
Deryan mı çoğalır neren bollanır
Su gözümün Yasin yere serince



Telsizler Gibi

Felek ile yine arayı açtık
Her halde suçluyum yolsuzlar gibi
Garib bülbül gibi burada kaldım
Kimim kimsem yoktur dilsizler gibi

Bazı yeşil oldum bazı al oldum
Bazı zehir oldum bazı bal oldum
Söyleye söyleye gayri lal oldum
Dahi konuşamam dilsizler gibi




Yazılı Kaynak: emlekhuyuk.com
Kaynak ingilizce karakter uyumuna göre yazılmıştır. Ben Türkçe karakterlere göre yeniden düzenledim. Gözden kaçan hataler için lütfen uyarın.
Ö.S.D.

0 Yorum:

Konuyla ilgili düşüncelerinizi ekleyin↓

― Lütfen konuya yönelik yorum yapınız.
― Blog'a yönelik yorumlarınızı " Blog Yorumları " sayfasına bırakınız...
― Google Hesabı olmayanlar Yorumlama Biçiminden Adı / URL'yi veya ANONİM seçerek yorum yapabilir...

Son yorumlar

! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor diyenler...

Yazıları

: : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : :



... paylaşmak istedikleriniz varsa ...


Site içeriğine (M) ve konulara uygun olduğunu düşündüğünüz haberleri, görselleri, yazıları.. e-posta yoluyla bilgilerini yollayın paylaşalım.

.
..... Her şeyi değil, şeyleri paylaşan site ......