! Anladım ki anlamak yetmiyor

her şey aynıdır, yalnızca biz farklı görürüz

-.---Yazılar e-postana gelsin ↓

e-postanızı yazın:


-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-
2. Dünya savaşından önce yapılan bir sayıma göre yeryüzünde 2796 dil konuşuluyormuş; oysa gerçekte insanın konuştuğu dil çok daha fazladır. Bu sayıyı(hatta daha fazlasını) yalnızca bir insan konuşuyor zaten. Hisleri, duyguları, kaş-göz-mimik hareketleri, sabrı, öfkesi, darlığı vs. Tüm bunlar ve bunların da dışında daha pek çok anlayamadığımız dillerle konuşuyor tek bir insan. Üstelik bu sayım sonrasında, yakın tarihlerde(2007) yapılan yeni bir araştırma(sayım) gösteriyor ki bu sayı epeyce düşmüş ve birçok dil yok olmuş(Öyle sanıyorlar! oysa durum sanıldığı gibi değildir. Diller kaybolmaz, yok olmaz. Dil yok olmak için var olmaz. Dil, izini bırakmak ya da kendini saklamak için de herhangi bir yazıcıya da ihtiyaç duymaz. Dil ancak ve ancak insan ve doğa arasındaki her şeyin-ve ikisinin- yok olmasıyla “belki” mümkün olabilir ki o zaman da dil olsa ne olur olmasa ne olur durumu çıkar ortaya.)! Günümüzde dünya üzerinde 186 ülkede/7 milyar insan 6-7 bin dil konuşuyormuş.(2007-Avrupa Konseyi’nin verileri)

a. benim acıca konuşan dilim,
kaç dildaşını yitirdin kim bilir
daha ah bile demeden

Bir dil(insan/millet), şebgîr vakti “hadi bugün şöyle bir dil icat edip, onu konuşalım” demez. Kaç katmandan oluştuğu belirsiz insanda, bir dil/sözcük damıtılıp da dilinin ucuna gelene değin Allah bilir kaç süzgeçten, kaç duygudan ve histen geçmiştir; o dışavurum. Ne var ki zâlım dünya(zâlım olan dünyanın kendisi değil elbette kendine uzaylıdan kisve yapıp, zorla ”Merhaba dünyalı biz dostuz” dedirten ama yanı başındaki, güneş altındaki, mâden dibindeki, çöpün içindeki, kapı karşısındakine gülün diliyle merhaba kardeşim, artık yalnız değilsin demesini bilemez. Bilir bilir, insan olan bilir de… işte bunu söyletmemek için dünyada ne çarklar, ne felekler, ne kara güçler dönüyor, ışıktan gülüşü insanlar etrafında, zihinler kenarında.) bunca katmandan geçip dilleşen duyguları ve nevi hissiyatları yok etmek pahasına ne fırıldaklar düzülüyor. Küreselleşmek(ilim, irfan, medeniyet, ekin paylaşımı için amenna) için elinden geleni yapıyor; ama aklı bir türlü ermiyor, ki tek başına onca dili konuşabiliyorsa bir insan, neler yapabilir. Yani dilinden bu geliyorsa kim bilir elinden ne gelir?

Tek dil, tek din, tek ekin, tek bakış açısı ve tek tek olmaz. Bu değil insan doğasına, evren sisteminden tutun da, sindirim sistemine kadar hiçbir şey tek değildir(ama teker teker, intizamlı ve hepsinin beklediği bir sırası var muhakkak). İllâ tek olmasına da gerek yok ayrıca. Bu çoklu bağlantılar birbirlerini eksiltmez, çürütmez ve de biri, bir diğerini yok etmez. Bunun için de var değildirler zaten.

İnsanın en büyük gereksinimlerinden birisi iletişimdir. Hatta en önemlisi hangisi ise bunu, bu yöntemi kullanarak gerçekleştirir. Yani iletişim kurarak. Sergileri, şiirleri, merhabayı, sinemayı, üst-baş almayı, kısacası içimizde bir araya gelenleri neden dışarıya çıkartırız(hatta bazen en ince hesaplardan geçirerek)? Çünkü anlatmak isteriz ve bu yalnızca insanın değil tüm varlıkların temel davranışıdır(ister içgüdü diyin, ister bilinçli). Bunu yapmak istemediğimizde bile(içimizde tutup kimseyle paylaşmak istemediğimizde) onu gizli tuttuğumuz yerde o şey muhakkak bir ilişkiye/iletişime girer. Ki sır bile tutmaz-tutamaz insan. Bu yüzden eskiden(ne kadar eski olduğunu çıkaramıyorum:) birine bir sır verildiğinde ve o sırrın en son onda kalması gerektiğinde o kişiye, içi "temiz/saf su" dolu altın kâse içine, o sırrı söylemesini isterler(sırrın ağırlığı çok fenadır, dayanılır gibi değildir ve insan bunu paylaşmak ister) ve o su da o sırrı sonsuza dek gizlemiş olur("Dil eninde sonunda kalacağı, iz bırakacağı yeri bulur" savlamasına binaen de düşünebilirsiniz.). Yani dışarıya bırakmak, paylaşmak, insan/dil fıtratının en temel özelliklerinden biridir. E peki biz insanlar madem bir iletişim, bir ilişki içine gireceksek, girmişsek, bu iletişim dili de ne kadar zengin olursa o denli de paylaşım ve samimiyet artarmaz mı? Tarih kitapları, ki hepsini yalan varsayalım, babalarımız dedelerimiz, ninemiz…. Hep demez mi, biz aynı mahallede Lazı, Çerkezi, Kürdü, Türkü, Ermenisi, Rumu, Süryanisi, kimi yerlerde Hıristiyanı, inananı inanmayanı... Bu millet beraber (şu çarkı felekçiler ortaya çıkıncaya dek) kapısız-komşulu yaşamadı mı, kilidini birbirine vermedi mi? Hııım demek ki ne olduysa sonradan oldu.(son yüz yılda)!

Birileri daha fazla kazanmak istedi, başkasının malına, arına başka gözlerle baktı ve nifakı keşfedip aralarımıza saldı. Şunu çok rahat diyebilirim ki toplumlar, haçlı seferlerinden daha tehlikeli bir savaşın tam da ortasındadır. Eskiden din için savaşılırdı; toprak, millet, hürriyet… ama artık insanlar birbirlerinin abuk sabuk sapkınlıkları yüzünden canına kastediyor ve maâlesef kimileri de bunu başarıyor. Yıkıcı, yok etmeğe programlanmış sistemin geceli-gündüzlü uğraşları sonucu “içselliği köreltilen insanın”, içiyle birlikte neyi gelmişse onları da çürütüp yok etmeğe çalışıyorlar.

Âdem bir sabah uyanıyor ki ne görsün, hiç. İçinde koskoca bir hiç. Âdem *Deli Ca(hg)fer gibi ortalığa düşmüş. Almak, sırf almak başka içleri, dışları, hem iç hem dış olanları almak, çalmak, çırpmak için.

Sonuç ne iç kalıyor ne de dış, içlidışlı-vıcık vıcık’lı bir toplum olup başka toplumlara saldırıyoruz. Yakınlarımıza, uzaklarımıza, kendi kendimize kaldığımızda, boğazımıza… Velhâsıl durum Yusuf Kuyu meselesi oluveriyor, insanın meselesi(zaten olayın kıstası da budur). Çıkmalıyız bir an evvel bu kem kuyudan. Çıkmalıyız, daha bizi dışarıda bekleyen düşmanlarımız var. Onlarla cenk etmeliyiz imânımızla(Kuyudan çıktık, elimiz boş ne fayda ama ziyanı yok. İmân gücü, gücün geldiği yerden alır gücünü.). Yahu ne diyordum nereye geldim. Ben dille ilgili daha çok bir şeyler demeyi plânlıyordum ama bunun da ziyanı yok. Nihayetinde bunlar da aynı meselenin içindeki, iç konular. Dile dönecek olursak. Benim bildiğim tek bir dil var, var evet! O da sevginin dili, ağıdın, umudun, paylaşmanın, elini uzatmanın, gülümsemenin dilidir. Dünyada nereye giderseniz gidin tüm insanlar bu dilleri bilir ve hatta herkes bu dilleri kendi anadillerinden de daha iyi bilir ve konuşur.

ne güzel demiş barış manço
insanın öğrenmesi gereken ilk dil, tatlı dildir diye
hz. mevlana …gel diye
yunus …aşk diye
mecnun …leylâ diye
diye diye
diye diye
olacak biraz da sabır
şükür diye…

İster kuşdili konuşun, ister çiçek, ister böcek, isterseniz dilinizle bir birinize su götürün yine eninde sonunda insandır insanı arayan, çağıran.

İnsan dili insandan daha eski değildir elbet. ikisi de varlıklarıylan hem bütündürler. Biri olmadan, biri olmadı önce.




* Deli Cafer(Cahgfer): Bir deyimdir. Diyarbakır'da yaşayanlar bu deyimi genellikle bilir. Birinin birkonu için ortalığa düşüp(daha bilinen söylemi ile, "Deli Dana Gibi") feryad figan gezinmesi. Saldırgan bir yaklaşım, kırıp döken. Uğruna dililere dönmüş kimse.

(Not: Şiirler de şahsıma aittir ve yazıyla ilişkili olarak Site Manifestosu'na da bakabilirsiniz.)

Ö.S.D.
08 Ağutos 2008 / Ankara

0 Yorum:

Konuyla ilgili düşüncelerinizi ekleyin↓

― Lütfen konuya yönelik yorum yapınız.
― Blog'a yönelik yorumlarınızı " Blog Yorumları " sayfasına bırakınız...
― Google Hesabı olmayanlar Yorumlama Biçiminden Adı / URL'yi veya ANONİM seçerek yorum yapabilir...

Son yorumlar

! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor diyenler...

Yazıları

: : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : :



... paylaşmak istedikleriniz varsa ...


Site içeriğine (M) ve konulara uygun olduğunu düşündüğünüz haberleri, görselleri, yazıları.. e-posta yoluyla bilgilerini yollayın paylaşalım.

.
..... Her şeyi değil, şeyleri paylaşan site ......