! Anladım ki anlamak yetmiyor

her şey aynıdır, yalnızca biz farklı görürüz

-.---Yazılar e-postana gelsin ↓

e-postanızı yazın:


-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-
Türker Alkan
Bir Hint fakiri 30 saat hiç kımıldamadan oturmuş. Gazetenin notu: Bu rekorun kırılması mümkün gözükmüyor. Gerçekten kırılamaz mı acaba?

Gerçi askerde hazır ol vaziyetinde bekleyenler, beş dakika bile kımıldamadan durmanın ne kadar zor olduğunu bilirler ve saatlerce hareketsiz durmanın zorluğunu da takdir ederler. Ama bu konuda kırılması çok daha zor rekorlar var.

Örneğin Aziz Kevin'in rekoruna ne diyeceksiniz: Bu din adamı tam yedi yıl ayakta, uyumadan ve kımıldamadan durdu. Bu arada açık duran avucunun içine kuşların yuva yapıp yumurtalarını bıraktıkları, yavruların yumurtadan çıkıp yetiştiği söylenir. Aziz Kevin, yeme içme ve dışkılama ihtiyaçlarını nasıl karşılıyordu, kitaplar bunu söylemiyor.

Manastırlarda, mağaralarda, ağaç kovuklarında, ağaçların ve sütunların tepesinde yaşayan binlerce münzevi, ilahi gerçeğin peşindeydi. O gerçeği bulup bulamadıklarını bilmemiz mümkün değil. Fakat bu uğurda büyük özverilerde bulundular.

Örneğin Aziz Bernard tam 38 yıl saman yatağından başka bir şeyin sığmadığı bir hücrede yaşadı. Sadece 12 kez, dini görevini yerine getirmek için hücresinden çıktı.
Hindistan'da Benaresli bir Brahman fakiri,çivili yatağının üzerinde çıplak olarak 35 yıl uzandı. Bir Hindu kadın, yeraltına yaptırdığı hücreden hiç çıkmadan 38 yıl geçirdi. Bu münzevilerden bir kısmı avuçlarını hiç açmadan sıkarlardı. Sonuç olarak tırnakları ellerini deler ve diğer taraftan çıkardı.

Buda'nın şişman heykellerine bakmayın siz. Aslında çok zayıf biriydi. Günde bir tek
tahılla beslendiği, karnı sırtına yapıştığı için, yediği tek bir pirinç tanesinin karnını şişirdiği söylenir. Günlerce aynı pozisyonda kımıldamadan dikenler üzerinde otururdu.
Jainizmin kurucusu Mahavira çıplak dolaşırdı. Üzerinde biriken böcekleri ve sinekleri kovmazdı. Konuşmama yemini ettiği için, kendisine işkence eden kızgın halka da bir şey söylemezdi.

Münzevilerin ve çilecilerin algıladıkları 'dinsel ve ilahi' deneyim ne ölçüde gerçekti acaba? Yıllarca çöllerde, mağaralarda, hücrelerde yaşayan bu insanların yaşadığı deneyimin en önemli yönü, duyu organlarına ulaşan uyaranların miktarında ve şiddetinde azalma olmasıdır. Çağdaş psikolojide buna 'duyumsal yoksunluk' deniyor. Yapılan araştırmalarda duyumsal yoksunluk çeken deneklerin gerçekte olmayan görüntüleri ve sesleri algıladıkları izlendi. Deneklerde sanrıların yanı sıra paranoid eğilimler, vücut imgelerinin değişmesi (organların bedenden ayrılması, uçma...) gibi algı bozuklukları görüldü.Bu araştırmalara bakarak çilecilerin ve münzevilerin bütün deneyimlerini psikolojik bir bozukluk sayabilir miyiz? Bunu söylemek
kolay değil. Ben, insanların gerçekten böyle olağanüstü deneyimler yaşayabileceklerine inanıyorum. Ama şurası muhakkak ki, çilecilerin gördüklerini sandıkları şeylerin çoğu psikolojik bir yanılsamadan ibaretti. Duyumsal yoksunlukla ilgili araştırmaları, hapishanelerde tek kişilik hücre uygulamasının yaratabileceği sonuçlar açısından da değerlendirmekte yarar var.

14 Nisan 2002
Kaynak: Radikal

0 Yorum:

Konuyla ilgili düşüncelerinizi ekleyin↓

― Lütfen konuya yönelik yorum yapınız.
― Blog'a yönelik yorumlarınızı " Blog Yorumları " sayfasına bırakınız...
― Google Hesabı olmayanlar Yorumlama Biçiminden Adı / URL'yi veya ANONİM seçerek yorum yapabilir...

Son yorumlar

! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor diyenler...

Yazıları

: : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : :



... paylaşmak istedikleriniz varsa ...


Site içeriğine (M) ve konulara uygun olduğunu düşündüğünüz haberleri, görselleri, yazıları.. e-posta yoluyla bilgilerini yollayın paylaşalım.

.
..... Her şeyi değil, şeyleri paylaşan site ......