! Anladım ki anlamak yetmiyor

her şey aynıdır, yalnızca biz farklı görürüz

-.---Yazılar e-postana gelsin ↓

e-postanızı yazın:


-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-
Gönül ile yapılan sohbetler demiştim bir başkadır. İşte o başka olan sohbetlerden birisi daha. Hacı Bayram Veli de gönlüyle bir sohbet yapmaktadır. Gönlünü dize getirmenin savaşında, o da acımasızca gönlünü yakar, yıkar. Gönlüne demediğini bırakmamaktadır.
Şu beyt:
Yandı bu gönlüm, yandı bu gönlüm
Yanmada derman buldu bu gönlüm

*Veli'yi veli yapan unsurlar içerir. Yani yanmasında derman bulan gönül, kendini tazeler ve yeniden inşa eder. Böylece gönül pişer ve olgunlaşır. Beka'ya karışmaz, artık kendisi bekadır.

Mesnevinin tamamı
N'oldu Gönlüm

(1)
N'oldu bu gönlüm, n'oldu bu gönlüm
Derd-ü gamınla doldu bu gönlüm

(2)
Yandı bu gönlüm, yandı bu gönlüm
Yanmada derman buldu bu gönlüm

(3)
Yan ey gönül yan, yan ey gönül yan
Yanmadan oldu derdime derman

(4)
Pervane gibi, pervane gibi
Şemine aşkın yandı bu gönlüm

(5)
Gerçi ki yandı, gerçi ki yandı
Rengine aşkın cümle boyandı

(6)
Kendinde buldu, kendinde buldu
Matlubunu hoş buldu bu gönlüm

(7)
Bayramın imdi, Bayramın imdi
Bayram ederler yâr ile şimdi

(8)
Hamd-ü senâlar, Hamd-ü senâlar
Yâr ile bayram kıldı bu gönlüm

Hacı Bayram Veli
(Numan bin Ahmed)
( 1352 - 1429 )





Açıklama:
--------------------------

Mesnevinin sürecinde bir dizgi söz konusudur:
(1)Birinci beyit, Veli ışığını aramada gönlüyle birlikte yola koyulur. Dert ve gamla ilk yolculuk tamamlanır.
(2)İkinci beyitte, olmanın sırrına yanmakla derman bulur ve yakar ne var ne yok kendini.
(3)Üçüncü beyitte yanma devam eder.
(4)Dördüncü beyit neden yandığını açıklar. Işık uğruna, ışık olma uğruna nasıl döndüğünü açıklar.
(5)Beşinci beyit, yanma sonrası büründüğü hâli, rengi anlatır.
(6)Altıncı beyit, bu isteğinin nasıl gerçekleştiğini, sırrı yine kendinde(yine sırda) bulduğunu anlatır.
(7)Yedinci beyit, bu zahmetin karşılığında aldığı tadı, geldiği noktayı anlatır. Yâr ile kavuşmanın bayramından söz eder.
(8)Sekizinci beyit, bu kavuşmadan ötürü, Rabbini unutmaz ve Yaradan'ına şükreder.





Kelimeler:
--------------------------

Derd-ü gam: Dert ve gam.
Pervane: Farsça, Fırıldak çark. Geceleri ışığın etrafında dönen kelebek. Haberci, kılavuz.
Şem: Mum, ışık. Güneş.
Matlub: İstek, istenilen şey. Alacak. Ödünç verilmiş.
Hamd-ü senâlar: Cenab-ı Hakk'a hamd ve O'nu isimleriyle medhetmek.
Hamd: Medih, övmek. Cenab-ı Hakk'a karşı kulların memnuniyet ve sevinçlerini ve O'na hamd ve şükür ile medihlerini bildirmeleri, senâ etmeleri. (Bak: Elhamdülillâh) (Hamd'in en meşhur mânası; sıfat-ı kemaliyeyi izhar etmektir. Şöyle ki: Cenab-ı Hak insanı, kâinata câmi' bir nüsha ve on sekiz bin âlemi hâvi şu büyük âlemin kitabına bir fihriste olarak yaratmıştır. Ve Esmâ-i Hüsnâ'dan her birisinin tecelligâhı olan her bir âlemden bir örnek, bir numune insanın cevherinde vedia bırakmıştır. Eğer insan, maddi ve manevi her bir uzvunu Allah'ın emrettiği yere sarf etmekle hamdın şubelerinden olan "şükr-ü örfi"yi ifâ ve şeriata imtisal ederse, insanın cevherinde vedi'a bırakılan o örneklerin her birisi kendi âlemine bir pencere olur. İnsan o pencereden o âleme bakar. Ve o âleme tecelli eden sıfatla, o âlemden tezahür eden isme bir mir'at ve bir âyine olur. O vakit insan; ruhu ile, cismi ile, âlem-i şahadet ve âlem-i gayba bir hülâsa olur. Ve her iki âleme tecelli eden, insana da tecelli eder. İşte bu cihetle insan, sıfat-ı kemaliye-i İlâhiyyeye hem mazhar olur, hem müzhir olur. İ.İ.)(Hamd ü senâ, medih ve minnet O'na mahsustur, O'na lâyıktır. Demek nimetler O'nundur ve O'nun hazinesinden çıkar. Hazine ise dâimîdir. M.)
Sena: Medihle tarif. Medhetmek, övmek.
Kılmak: Etmek, yapmak.

*Veli: Sahib, mâlik. * Evliya. * Muin. Muhafaza eden. * Küçük çocukların hâlinden mes'ul kimse. * Sıddık. * Baba. Babanın babası, cedde de denir. * Fık: Hayatını mücadelelerle ve azimet ve fevkalâde bir zühd ve takva ile ibadet ve taata sarfederek kendisinden Allah'ın (C.C.) izniyle gaybdan haber vermek ve gaybî ahvali keşfetmek gibi ilmî ve kevnî hârikalar zuhura gelen zât. Allah'a (C.C.) manevî yakınlık kesbetmiş olan şerif zât. * Cenab-ı Hakk'ın (C.C.) isimlerinden birisi.

Derleme, açıklama ve bilinmeyen kelimeler: Ömer Saylık Davutoğlu





Beste:
---------------------

Mesnevinin bir de bestelenmiş hâli vardır.
Kudsi Erguner - Journeys of a Sufi Musician albümünden Uşşak İlâhi.


--------------------






Hayatı:
--------------------

Hoşgörü sahibi Hacı Bayram Veli, tasavvufun önde gelen isimlerinden biri ve Bayramiye Tarikatı'nın kurucusudur. Hacı Bayram Veli, aynı zamanda İstanbul un fethi sırasında Fatih Sultan Mehmet’e yol gösteren Akşemsettin’in de hocası. 1352 yılında Ankara'da doğdu. Çok iyi bir öğrenim gören Hacı Bayram Velinin yetiştirdiği bilginler arasında; Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemsettin'in yanında Bıçakçı Ömer Dede de vardır. Düşüncelerini temiz bir Türkçe ve hece vezinli şiirler halinde yazan Hacı Bayram Veli, 1436 yılında öldü. Ankara'daki türbesi günümüzde de başlıca ziyaret yerlerindendir.

Hacı Bayram Veli’nin nerede okuduğunu, kimden, ne zaman ders aldığını bilen yok. Kendi de hiç bahsetmiyor. Soranlara sadece 'Hak yolunda yürürüz. Rabbim, yardımcımız olsun' diyor...
Hacı Bayram Velinin tatlı dilini, hoş sohbetini, derin bilgisini duyan koştu. Şöhretten, itibardan yana ne gerekiyorsa buldu, ya da kendine çağırdı. Bir hoştu içi. 'Akıl ve bilgi yolu güzel yoldur' diye söylüyordu.

Sosyal adalet üzerine uygulamaları ilk o getiriyor toplum önüne. Talebelerinin hepsi iş-güç sahibi. İşsiz güçsüzleri yanına almıyor. Bayramiye Tarikatı'na girebilmek için mutlaka çalışmak, kısmetini alın terinde aramak şart.. Ankara’da güzel bir adet oluşturuyor. Sık sık talebelerini topluyor; önde Bayramiye âlemi, arkada kudümlerle çarşı pazar dolaşıyor. Esnaf, karınca kararınca, dervişlerin sırtına asılı keşküllere para atıyor. Hacı Bayram Veli, toplanan bu parayla hastalara, sakatlara bakıyor, yetimlerin yüzünü güldürüyor.

Bayramiye Tarikatı bir çığ gibi büyürken, Sultan II. Murat’ı endişeye düşürüyor. Araya fitne giriyor: 'Yakalayın, getirin' diye ferman buyuruyor. Bu ferman, Hacı Bayram Velinin içine doğmuş olacak ki sarayın adamları Ankara’ya yaklaşırken, onları yolda karşılıyor. Bir hışımla gelenler, nur yüzlü bu muhterem kişinin karşısında adeta bir türbe mumu gibi eriyor. Ellerine sarılıp öpüyor. 'Varalım, Hünkâra haber edelim. Sen gazaba uğrayacak kişi olamazsın' diyorlar. Ancak o, başını sallıyor. 'Hayır' diyor 'Ferman, fermandır. Gidelim...'

Sultan II. Murat da onu görür görmez hatasını anlıyor. Gazaba gelmek şöyle dursun, baş köşeye buyur ediyor. Hacı Bayram Veli, o günden sonra nice ulemanın da hocası oluyor.

Evliyalar babası, yaşlanınca Ankara’da dergâhına kapanıyor. 1436 yılında orada vefat ediyor.
Hacı Bayram Velinin Türkçe divanı, bugüne değin elimize geçmiş değildir.

Hacı Bayram Veliye göre; olgun insan, gerçek insan, kendi benliğinden sıyrılmalıydı. İnsanın, bütün varlık türlerinin özünde Allah'ı görmesi, her şeyden önce de kendini bilmesi gerekirdi. Kendini bilen Allah'ı bilirdi. Kaynak: internet

0 Yorum:

Konuyla ilgili düşüncelerinizi ekleyin↓

― Lütfen konuya yönelik yorum yapınız.
― Blog'a yönelik yorumlarınızı " Blog Yorumları " sayfasına bırakınız...
― Google Hesabı olmayanlar Yorumlama Biçiminden Adı / URL'yi veya ANONİM seçerek yorum yapabilir...

Son yorumlar

! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor diyenler...

Yazıları

: : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : :



... paylaşmak istedikleriniz varsa ...


Site içeriğine (M) ve konulara uygun olduğunu düşündüğünüz haberleri, görselleri, yazıları.. e-posta yoluyla bilgilerini yollayın paylaşalım.

.
..... Her şeyi değil, şeyleri paylaşan site ......