! Anladım ki anlamak yetmiyor

her şey aynıdır, yalnızca biz farklı görürüz

-.---Yazılar e-postana gelsin ↓

e-postanızı yazın:


-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-
Özcan Alper: Bu film benim vicdan borcumdu.

İçeriği ve müziği ile ilgimi çeken yerli bir yapım Sonbahar. Öncelikle filmi izlemeyenler muhakkak izlemeli ve sonrasında "Ayrılık" parçasıyla anımsamalı kesiklerini.

Her şey, iyi bir anımsatıcıdır.
Müziklerindeki yoğun sarsıcılığını Karadeniz'in kendini hatırlatan, "zorunlu insan yalnızlığı"ndan toplamış, filmine ses vermeden önce damıtmış ve bizi beklemiş, karşılaşmamızı.



Hey Gidi Karadeniz parçasında "Hey gidi karadeniz / Doldi da taşamadi / Etmiyelum sevdaluk / Edenler yaşamadi" girişiyle olmamış bir sevdaya mahkûm ediyor daha en başında... ve sonrasında "Ayrılık" parçası... anlatılır gibi değil...

Demem o ki izleyin ve dinleyin.




video

Filmin Künyesi:
Tür : Dram
Gösterim Tarihi :
19 Aralık 2008
Yönetmen : Özcan Alper
Senaryo :
Özcan Alper
Görüntü Yönetmeni : Feza Çaldıran
Yapım : 2008, Türkiye
Sitesi: sonbahar
Oyuncular:
Onur Saylak , Megi Aboulzade , Serkan Keskin , Gülefer Yenigül

  • Film Çamlıhemşin ve Hopa ve Kemalpaşa’da çekildi.
  • Çekimler yaklaşık 6 hafta sürdü...
  • Filmde Hemşince, Gürcüce ve Türkçe konuşuldu.
  • Sonbahar Ağıtı Kültür Bakanlığı tarafından ilk filmini çeken yönetmenler desteği almaya hak kazandı . Ayrıca Hopa belediyesi filmin yapılmasına büyük destek verdi.
  • Sonbahar Ağıtı’nın senaryosu Temmuz 2007 yılında Erivan Film festivali içinde yer alan “directors across borders”senaryo geliştirme forumuna seçildi. Ayrıca 18-22 Kasım arasında Selanik Film festivali bünyesinde yapılacak crossroads co-producer forumuna davet edildi.


Yusuf 12 yıl kaldığı cezaevinden birkaç ay ömrü kaldığı için salınır. Çamlıhemşin-Fırtına Vadisi’ndeki köyüne, yaşlı annesinin yanına döner. Köyün bozulan ekonomisi yüzünden sadece yaşlıların kaldığı köyde, zamanını arkadaşı Mikhail ile yaşayamadıkları gençliklerini düşünerek ve akoru bozulan tulumunu onararak geçirir. Çoğu zaman hapishanedeki yaşamının alışkanlığıyla kendini eve kapatır ve iç hesaplaşmasını yaşar.

Bir gün, ilçedeki bir meyhaneye Mikhail’in zoruyla gider ve Gürcü konsomatris kız Elka’ya âşık olur. Yakın olan ölümünü içinde saklarken, aşkından ayrılacağının acısı da acısına katılır.

Dünyada ve Türkiye'de festivallere katılan, önemli ödüllere uzanan yapım, melankolik atmosferi, etkileyici görüntüleri ve karakterlerine yaklaşımı ile kendisini hissettiren politik bilinci ile dikkat çekiyor.
Kaynak: beyazperde

Ödüller:
15. Adana Altın Koza Film Şenliği
En İyi Film: Özcan Alper

14. Medfilm Festivali
Özel Mansiyon: Özcan Alper

41. Siyad Türk Sineması Ödülleri
En İyi Film: Özcan Alper
En İyi Erkek Oyuncu: Onur Saylak
En İyi Görüntü Yönetmeni: Feza Çaldıran
En İyi Senaryo: Özcan Alper

3. Uluslararası Altın Kaz Film Yarışması
Sinema Yazarları Ödülü: Özcan Alper
En İyi 2. Film: Özcan Alper

4. Uluslararası Avrasya Film Festivali
NETPAC Jürisi Ödülü: Özcan Alper

9. Uluslararası Tiflis Film Festivali
Gümüş Ödül: Özcan Alper

2. Yeşilçam Ödülleri
En İyi Erkek Oyuncu: Onur Saylak


Özcan Alper Röportajı
Gülşen İşeri (Birgün)
15. Altın Koza Film Festivali geride kaldı. Ödüller yapılan törenle de sahiplerini buldu. Bu sene Altın Koza'dan yönetmenliğini Özcan Alper'in yaptığı, başrolü Onur Saylak'ın oynadığı 'Sonbahar' adlı film çıktı. En iyi film açıklanırken, nefesler tutulmuştu. Zarftan 'Sonbahar' filmi çıkınca salonda bulunan konuklar ayakta alkışladı. Çünkü herkesin gönlünden 'Sonbahar' geçiyordu. Unuttuğumuz, ama bugün hala acısı devam eden bir hatırlatma yapıyordu film.

19 Aralık 'Hayata Dönüş Operasyonu'nun görüntüleriyle başlayan "Sonbahar'da, uzun yıllarını cezaevinde geçiren ve hastalığı nedeniyle tahliye olup köyüne, Çamlıhemşin"e gidip ölümü bekleyen Yusuf'un hikâyesine tanıklık ediyoruz.

En İyi Film Ödülü'yle Adana'dan dönen Özcan Alper "Ulucanlar"da başlayan adına da "Hayata dönüş" dedikleri operasyonla yüzlerce gencecik insanın hayatlarına mal oldular. Bu da ülkenin sonbaharı mıydı bilmiyorum ama her sonbaharın dönüşü var, mevsimler döner, o yüzden bir teslimiyet sonbaharı değil" diyor. Adana'da bir araya geldiğimiz Alper'le 'Sonbahar'ın öncesini ve sonrasını konuştuk.

Altın Koza'nın En İyi Film ödülünü aldınız... Ama bunun da ötesinde 'Sonbahar' filminin başlangıcı 'Hayata Dönüş Operasyonu"nun görüntüleriyle başlıyor ve bu da aslında Türkiye"nin sonbaharını hatırlatıyor değil mi?

'Hayata Dönüş Operasyonu' gerçekten bu ülke için çok başka bir şeydi. Ben bir ülkenin hukuk sistemini, vicdanını anlamak için cezaevlerine bakarım önce. Çünkü en savunmasız yerler oralardır. Eğer o ülkenin cezaevi koşulları kötüyse, o ülkenin hukuk sisteminde, adalet sisteminde ve insanların vicdanında bir gelişmemişlik vardır diye düşünüyorum.

'Hayata Dönüş Operasyonu' da böyle bir şeydi. Yüzlerce genci bitirdi. Cezaevinde bile sistem artık şunu söylüyordu daha önceki yıllardan farklı olarak. "Sadece dışarıda değil, içerde de fikirlerinizle yaşamanızı sevmiyoruz" diyorlardı.

Ulucanlar"da başlayan adına da 'Hayata Dönüş' dedikleri operasyonla yüzlerce gencecik insanın hayatlarına mal oldular. Bu da ülkenin sonbaharı mıydı bilmiyorum ama her sonbaharın dönüşü var, mevsimler döner, o yüzden bir teslimiyet sonbaharı değildi. Şimdi yeniden insanların daha çok sorgulayarak, hem sistemi hem de kendimizi, bir şeyler olabileceğini düşünüyorum.

'Sonbahar' aslında yenilginin filmi değil diyorsunuz... Biraz film öncesine gidersek, proje aşamasında nasıl bir süreç sizi buralara getirdi?

Ben de Yusuf gibi 90'lı yıllarda üniversiteye geldim, Sovyetler yıkılmıştı ama ona rağmen Rusya Edebiyatı hepimizin hayatındaydı. Çünkü o çok romantik bir durumdu. Oradan etkileniyorsun. Onun dışında sınırda bir köyde doğdum, büyüdüm. Sovyetler daha yıkılmamıştı. Hopa"nın kendi solcu durumuna rağmen, nasıl yaşıyorlar merak ederdim. Bu arada Sovyetlerin yıkılmasından Karadeniz"de en çok kadınlar çekti. Zaten yıkımlarda ve savaşlarda en çok zarar gören kadınlar ve çocuklardır. Yıkıldıktan sonra, ilk başlarda özgürlükleri için geldiklerini zannedip, çok başka koşullarda iğrenç bir hayat yaşadılar. Onun dışında Hopa'dan birçok arkadaşım cezaevine girdiler. Çok küçük nedenlerden. Banka soymadı, üniversite'de pankart açtı diye 11 yıl yattı mesela. Başka bir arkadaşımız 19 yaşında 10 yıl yattı. Bütün bunlar bana, orada bir hikâye anlatacaksam oranın gerçeğinden beslenmemi öğretti.

19 Aralık 'Hayata Dönüş Operasyonu' da, Sovyetlerin yıkılmasını da, solun iktidarla olan mücadelesini de düşünüyoruz. Bütün bunları süzgeçten geçirerek sinema yapmaya çalışıyoruz. 'Sonbahar' filminde yapmaya çalışmak istediğimiz de buydu. Şiirsel bir filmde çekebiliriz, bütün şiirselliğine rağmen politik bir filmde olabilir, âşık da olabiliriz. Dağlara çıkıp bağıra da biliriz. Benim istediğim buydu, içimden geçen de buydu.

Yusuf karakterinde bu söylediklerinizin hepsini buluşturmuşusunuz zaten... Ama biraz yenilmişlik hissediyoruz Yusuf"ta...Öyle değil mi?

Evet bir taraftan yenilmiş gibi ama aslında yenilmemiş, o yenilginin içinde hayata tutunma, sorgulama var. Zaten ölmeye yakın biri Yusuf. Bütün 12 Eylül filmlerinde, adam cezaevine girer ama hep yenilgi vardır, yenik aydın tiplemesi öne çıkar. Ben, evet yenildik ama bu bizim geçmişimizdir ve geleceğimiz olacaktır diyorum.

Çok ajite bir şeyde söylemek istemedim. Zaten Yusuf da 3 ayı kalmış ölecek ve ölümünü saklayan biri. Bu suskunluk yenilgi anlamında değil, neyi konuşsun ki Yusuf... Öleceğini nasıl anlatsın.

Bu film için kendi filminiz, kendi gerçeğiniz diyebilir miyiz?

Yaşadığım, gördüğüm, tanık olduğum hayatlardı. Daha bildiğim bir şeyi anlatmak daha doğru. Vicdanen de borçlu hissettiğim bir şeydi. Hatta filmde şöyle bir şey yaptık. Cezaevinde 10 yıl yatan bir arkadaşımız geldi bizimle çalıştı mesela, rollerde yardım etti. Filmdeki mektup gerçek bir mektuptu. Filmin sadece konusunun politik olması değil mesele, biz gidip orada başka ilişkiler de kuruyoruz. Filmin yapılmasına Hopa Belediyesi büyük destek oldu. Filmde deniz kenarında gün batımından sonra uyuyan Serhan Ağabey, herkes tarafından çok sevilen birisiydi. Devrimciliği sloganlara sığdırdığı için değil, onu bir hayat biçimi olarak gördüğü için sevilen bir adam. O sadece bilmem neyle uğraşmıyor, Kaçkar'daki yol yapımıyla da uğraşıyor, Karadeniz"in otoban yapılmasıyla da. Çünkü onlar için doğa önemli. Şimdi, bütün bu insanların arasında film yapınca her şeyden bir şeyler alıyorsun. Aslında filmi bir nevi onlara adadım. Kendi çıkarları için değil, hepimiz için düşleri peşinde koşan adamlara adadım.

Ajitasyona çok müsait bir film olmasına rağmen buna müsaade etmemişsiniz, ölümü bekleyen biri var çünkü... Suskun ve kendini dinleyen…

Bağıran, keskin gözüken bir tipi tercih etmedim ki. Türkiye de solun en büyük sorunlarından biri bu. Kuşaklar arasında aktarma olmaz, bir gençlik mücadelesi olarak bakılır, gelir ve gider. Ama bir türlü evrilemez. Zamanı beklemezler. Filmde aslında böyle bir şey var.

Yusuf belki üniversite de yanımızdayken en önde gidip bağıran adam değildi. Ama o tam tersi içindeki insani duygularından dolayı solda olan biri. Yusuf ölmeseydi, 70'inden de solcu olurdu, sosyalist olurdu. Biz, çok keskin bir yerlere gidip, ilk virajdan ara sokaklara dönenleri de biliyoruz. Böyle bir solcu olmaktansa Yusuf gibi içten inanmak daha doğru geliyor.

'Hayata Dönüş'ün ardından 8 yıl geçti... Belki çoklarımız unuttu. Bir hatırlatma filmi gibiydi aslında. Ya da siz hatırlatmak mı istediniz bu süreci yeniden?

Bu kadar çok insanını hayatına mal olmuş bu süreci bu kadar çabuk unutmamalı. Yarın, sen de ben de girebiliriz o F tiplerine. Gültekin Akın'ın bir yazısını okumuştum... Yazının bir bölümü diyordu ki: "Biz yaralılarımızı, düşenlerimizi, geride kalanlarımızı bırakmadığımız zaman bu mücadele anlamlı olabilir." Tam da bu işte. Bunu yapmak zorundayız.

Filmin hatırlattığı diğer konu ise Hemşince konuşulması. Bu dilin filme hakim olmasının altında nasıl bir mesajı taşıyorsunuz?

'Mumi' adlı kısa filmimde kullanmıştım ama uzun metraj olarak ilk bu filmdir. Hemşinli olmamın payı da var ama bu hikâyede o da istiyordu. O kadar egemen kültüre rağmen, gidip oradaki dili kullanmak bile politik. Politik sinema konusu politik olan film değildir; tavrıyla, hikâye anlatışıyla politiktir. Sonuç olarak, bu kadar başka dillerin yok sayıldığı, Türklüğün dayatıldığı bir yerde yaşıyoruz. Ama bir de Karadeniz gibi herkesin farklı anlamlar yüklediği, Gürcüler, Lazlar, Hemşinler gibi çok başka kültürlerin olduğu bir coğrafya var. Orayı güzel kılan diller zaten. O kadar güzel, farklı dil ve kültürlere sahip insanlar yaşayabiliyorsa, demek ki biz bir arada yaşayabiliriz. Hemşince kullanmak benim için bu anlamda filmin en politik yanıdır.

Filmdeki oyuncuların birçoğu yöre halkı mıydı?

Onur"u (Saylak) oynayan Yusuf"un ilk sinema filmi, Serkan Keskin"in vardı birkaç sinema filmi vardı. Bunun dışında Gürcistan"dan gelen oyuncular var. Filmin bu yanı da önemliydi, çünkü biz burada bir film yapıyorduk ama bir bölgedeki başka insanlarla da ilişki kurduk. Orada genç sinemacılarla tanıştık, filmi orada da göstereceğiz. Sadece sınırlara takılı kalmıyoruz. Çünkü bu film aynı zamanda o bölgenin sorunuydu; Kafkasya sorunuydu. O yüzden bu filmin bir Kafkas filmi olması benim için çok daha önemliydi açıkçası. Dili, ruhu, rengi, atmosferi, ışığı... Işığı hep öyle düşündük. Burada önemli olan çok iyi görüntünün olması değil, Kafkasya"nın o kendi rengini yakalarsak iyi film olacak.

Peki toplumsal sinemadan Türkiye neden bu kadar uzak? Türe ilişkin filmleri neden pek göremiyoruz?

Gerçekten bu bir süreç meselesi... Bu Türkiye ile ilgili bir şey değil. Dünya sinemasıyla ilgili olan herkes bilir; işleyiş tüm dünyada hemen hemen aynı. Gerçi, şimdi biraz Doğu Avrupa sinemasında başka bir şeyler olmaya başladı. Daha kendi meselelerini anlatmaya başladılar. Çünkü çalkantılı ve kırılgan yerlerde sanat daha sancılı çıkar.

Genel olarak bütün dünya da olan bir şey var. Sağ ideoloji pompalanıyor. Bu ister istemez, sinemayı da etkiliyor. Sinema çok büyük bir endüstri... Maliyeti çok yüksek. Babam on kere daha dünyaya gelse bu parayı kazanamaz mesela. O yüzden ister istemez toplumsal meselelerden uzak, kendi iç meselelerine yönelik filmler yapıyorlar ve destek de alıyorlar. Bu yapılsın tabii ama benim sinemam burada ayrılıyor.

Hem sanatsal olarak iyi ama toplumsal olarak ada meselesi olan filmler yapabilirsek biz doğru yoldayız demektir. Çünkü öyle bir yerden geliyoruz. Borçluyuz bu topluma. Sinema yaparak borcumuzu ödüyoruz. Kendimizi borçlu hissedersek böyle filmler çıkar.

Ama biz de bir gün çok güzel aşk filmi çekebiliriz, hatta en güzelini çekebiliriz. Çünkü Dostoyevski'nin bir söz vardır: Ölümünü şakağında hisseden insan aslında hayatın en büyük değerini anlayandır. O zaman demek ki hayatı en iyi biz anlarız, aşkı da biz anlarız.



4 Yorum:

sufi dedi ki... 19 Mart 2009 10:15  

Bu kadar anlatımdan sonra seyretmemiz şart oldu.Teşekkürler dilek.

sufi dedi ki... 19 Mart 2009 10:16  
Bu yorum yazar tarafından silindi.
ZAMANDAN SIZAN...KIYMET dedi ki... 22 Mart 2009 11:16  

Kendimi kaybettim izlerken ben bu filmi..Biliyor musun Hemşince dilinde bir albüm var Vova diye..müzik meraklısı birisin dinlemelisin seversin..

aysema dedi ki... 4 Mayıs 2009 11:32  

Filmi izledim, çok beğendim. Yazsam diye aklımdan geçiyordu, burada karşılaştım.

Dostça...

Konuyla ilgili düşüncelerinizi ekleyin↓

― Lütfen konuya yönelik yorum yapınız.
― Blog'a yönelik yorumlarınızı " Blog Yorumları " sayfasına bırakınız...
― Google Hesabı olmayanlar Yorumlama Biçiminden Adı / URL'yi veya ANONİM seçerek yorum yapabilir...

Son yorumlar

! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor diyenler...

Yazıları

: : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : :



... paylaşmak istedikleriniz varsa ...


Site içeriğine (M) ve konulara uygun olduğunu düşündüğünüz haberleri, görselleri, yazıları.. e-posta yoluyla bilgilerini yollayın paylaşalım.

.
..... Her şeyi değil, şeyleri paylaşan site ......