! Anladım ki anlamak yetmiyor

her şey aynıdır, yalnızca biz farklı görürüz

-.---Yazılar e-postana gelsin ↓

e-postanızı yazın:


-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-
Gevheri kayıtlara çok az geçen şairlerden biridir ve hayatıyla ilgili de aynı muamma söz konusudur. SIR olarak değineceğim şiiri ve dörtlüğü "Biri Firkat Biri Gurbet Biri Aşk" şiirindeki ilk dörtlüktür.

Kurtulamam üç nesnenin elinden
Biri firkat biri gurbet biri aşk
Üçü bilmez birbirinin halinden
Biri firkat biri gurbet biri aşk
........


Gevheri'ye şiiri yazdıranda bu ilk mısradır. Bu üç konunun da birbirinin dilinden anlamayan unsurlar oluşu şiiri tetiklemiş ve meydana getirmiştir diyebiliriz. Hâlden anlamayan bu kavramlar aynı zamanda birbirinin de dilinden anlamayacak kadar da acımasız ve sırlıdır.

Bu sırra ermek elbette kolay olmayacaktır. Gevheri'nin başına gelmeyen kalmayacaktır. Bu üç nesnenin kullandığı dil sırlanmış dildir ki öyle kolay kolay da çözülecek gibi de değildir ve zaten bunlar birbirinin dilinden anlamıyor demesiyle de olayı/sırrı, daha şiiri henüz yazmadan önce de epeyce çözmeye çalıştığının bir göstergesi olarak alabiliriz.

Gevheri burada üç ayrı belâdan bahseder ki bunlar aynı zamanda da birbirlerini doğuran hâllerdir. Elbette baş belâ aşktır. Öyleki o olmasa gurbet ne söyler, ayrılık ne işler... amma âşıksa o kişi işte belâ zincirini boylu boyunca kendine dolamış demektir.

İkinci dizede geçen ilk belâ firkat'tir. Firkat: Arapça bir kelimedir ve genel olarak ayrılık, ayrı düşme mânasına gelir. Bu belânın, ilk sırayı almış olması bize Gevheri'nin içinde bulunduğu durumla ilgili en geniş bilgiyi verir. İlk şikâyetçi olduğu şeydir ayrılık. Yalnız gevherinin anlayamadığı ve sonradan(son dörtlükte) dersini çıkaracağı üzere "ayrılık/ayrı olma durumu mevzubahis olduğu hâlde" neden bu üç unsur birbirinden kopmuyor/kopamıyor? Hem sevdiğinden(aşk) hem sıladan(gurbet) hem de sevdiğinden uzak olduğu(firkat, burada geçici olan ayrılığa gönderme yapar), hâlde bunlar neden kendinde bir araya gelmiş ve bunların elinden neden kurtulamamıştır?


Tabiî burada bahsi geçen aşk ilâhi aşktır ve bu aşkın sahibine her daim hesret ve uzaktır.

Gurbettedir çünkü hakkı ile arasında dünya vardır. Firkat Zamanı yaşamaktadır, çünkü hakkına kavuştuğunda ancak bu ayrılık bitecek, rahata erecektir. Gevheri son mısrada hak yoluna baş koyduğunun ve bu başın da bu üç nesnenin elinden kurtulamayacağı sonucuna derin eziyetler sonunda varır.


Bu derin eziyetleri şu dizelerden çıkarabiliyoruz:

Aşktır beni sevda ile söyleten
Firkattir cevr ile sinem dağlayan
Gurbettir gözümden kanlar akıtan
..............
Bahri gibi ummanları yüzdüren
Mecnun gibi sahraları gezdiren
Ferhad gibi dağlar başın kazdıran


yani diyor ki ne geldiyse başıma bunlar yüzünden/elinden geldi. Girmediğim hâl kalmadı ve sonunda anladım ki kurtulamam bu üç nesnenin elinden.
Biri firkat biri gurbet biri aşk



( son cümlemi şöyle de bitirebilirdim. Girmediğim hâl kalmadı ve sonunda anladım ki anlamak yetmiyor. )



Şiirin tamamı:


Kurtulamam üç nesnenin elinden
Biri firkat biri gurbet biri aşk
Üçü bilmez birbirinin halinden
Biri firkat biri gurbet biri aşk

Aşktır beni sevda ile söyleten
Firkattir cevr ile sinem dağlayan
Gurbettir gözümden kanlar akıtan
Biri firkat biri gurbet biri aşk

Bahri gibi ummanları yüzdüren
Mecnun gibi sahraları gezdiren
Ferhad gibi dağlar başın kazdıran
Biri firkat biri gurbet biri aşk

Ben bilirim benim aklım şaşıran
Beni sevdiğimden cüda düşüren
Muhabbet deryasın baştan aşıran
Biri firkat biri gurbet biri aşk

Gevheri der dersim aldım hocadan
Okuyup hatmettim kara heceden
Koç yiğidi pir eyledin kocadan
Biri firkat biri gurbet biri aşk

Âşık Gevheri (18 yy)



--------------------------------------------

Gevheri’nin yaşamı da birtakım söylentilere, olabilirliklere dayandırılarak aydınlatılmak isteniyor. Kırım Hanı 1. Selim Girayın İstanbul’a gelişinde yazdığı şiirdeki "saygılı tutum"undan onun Kırımlı olduğu sonucuna varan incelemeciler var. Önceleri asıl adının "Mustafa" olduğu sanılırken, sonradan bir şiirindeki "Bir kemter kulundur Garip Mehemmed" dizesinden adının "Mustafa" değil. "Mehmed" olduğu ileri sürülmüştür. Gene bulunan şiirlerinin incelenmesinden varılan sonuçlara göre Gevherinin uzun bir yaşamı olduğu anlaşılıyor. 1737 yılında yaşadığı, ancak çok yaşlı olduğu da ileri sürülen görüşler arasında. Bu duruma göre, Gevherinin 1737 yılından sonra öldüğü sonucu da çıkıyor. Gevherinin gençlik çağlarında, 1700 yılında ölen ozan ve hattat Bahri Paşanın "Divan Kâtipliği”ni yaptığı da biliniyor.

Gene elde edilen bilgilere göre, Gevheri'nin iyi bir öğrenim gördüğü, hem aruzu, hem heceyi kullandığı saptanmaktadır. Âşık Ömer'le çağdaş olan Gevheri’de de Osmanlıca sözcükler, tamlamalar, "mazmun"lar görülmekte ise de, Âşık Ömer’e oranla daha yalın bir anlatımı, çok daha Türkçe sözcük kullandığı, geleneksel halk şiirine daha bağlı olduğu da görülüyor. Rumeli sınırlarından Şama, Arabistan’a dek birçok yerleri gezip dolaştığı, şiirlerinin verdiği sonuçlar arasında. Gevherinin beliren, belirlenen önemi, aruz şiirlerinden çok hece ölçüsüyle, geleneksel halk şiiri doğrultusunda yaptığı çalışmalarda ortaya çıkıyor.
Kaynak: Bibilgi






2 Yorum:

sufi dedi ki... 19 Temmuz 2009 13:12  

Gevheri'yi okuyunca aklıma Karacaoğlan'ın dizeleri geldi ne kadar aynı olmasa da yazayım dedim.
"Vara vara vardım ol kara taşa
Hasret ettin beni kavim kardaşa
Sebep ne gözden akan kanlı yaşa
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

Nice sultanları tahttan indirdi
Nicesinin gül benzini soldurdu
Nicelerin gelmez yola gönderdi
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

Karac'oğlan der ki kondum göçülmez
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm "

Biri ölümden yakınırken biri ölümü kavuşma görüyor bence.Sevgilerimiz Gevheri gibi düşünebilen canlara...

Ömero dedi ki... 19 Temmuz 2009 14:02  

Karacaoğlan gam insanı, yürek yangını Gevheri'ye nazaran biraz daha fazla... Bunu Karacaoğlan'ın günümüze kalan daha fazla şiirinden çıkarabiliyoruz. Dolayısıyla bu da Karacaoğlan'ın dilini ister istemez daha çok sitemkâr yapıyor.

Benzemez olur mu :) çok iyi bir pekiştirme oldu...
Tabiî Âşık canların beslendiği kaynak aynıdır bu yüzden bu ve buna benzer daha pek çok şiir yazılmış ve yazılmaya da devam edecektir.

Belki Gevheri Karacaoğlan'ı bildiğinden, onun basamağını bir üst basamağa çıkarmış diyebiliriz...

Maksat da bir anlamda budur zaten... Bir yol, bir basamak daha eklemek-ekleyebilmek... yoksa yazılmayan, çizilmeyen husus kalmamıştır...
ilgin ve yorumun için teşekkürler...
iyilikler,

Konuyla ilgili düşüncelerinizi ekleyin↓

― Lütfen konuya yönelik yorum yapınız.
― Blog'a yönelik yorumlarınızı " Blog Yorumları " sayfasına bırakınız...
― Google Hesabı olmayanlar Yorumlama Biçiminden Adı / URL'yi veya ANONİM seçerek yorum yapabilir...

Son yorumlar

! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor diyenler...

Yazıları

: : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : :



... paylaşmak istedikleriniz varsa ...


Site içeriğine (M) ve konulara uygun olduğunu düşündüğünüz haberleri, görselleri, yazıları.. e-posta yoluyla bilgilerini yollayın paylaşalım.

.
..... Her şeyi değil, şeyleri paylaşan site ......