! Anladım ki anlamak yetmiyor

her şey aynıdır, yalnızca biz farklı görürüz

-.---Yazılar e-postana gelsin ↓

e-postanızı yazın:


-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-
Erdem'in içini gösteren-dinleten bu özel albümün, baştan ayağa öyküsü ve tarihi var.
Müzikle konuşan kişidir Tayfun Erdem ama kelimelerle değil. Sevgiye ve onun kaynağına müzikle inen, bize oradan notalar getiren kişidir. Kelimeleri birbirinden ayrı olan duyguların bu albümde, müzikle birleştiğini duyacaksınız...





...................
Erdem'in ve albümün hikâyesine geçmeden önce, Anladım Ki... blogunda, paylaştığım müzikler konusunda özel olarak takip eden ve yalnız bırakmayan, müziklere hak ettikleri ilgiyi gösteren:
Sufi
Yüksek Ökçe
Zamandan Sızan...KIYMET
ve bana nerelerdesin sesini yollayan ay kopuğu(köpüğü)'ne ve SU adıyla yorumlar yapan kişiye teşekkür ediyor, albüm onlar için de dinlensin istiyorum. Paylaştığım müzikleri yorumsuz dinleyen ama hep dinleyen tüm blog okuyucularım için de ayrıca...

Albümdeki Parçalar:
1- Mountain Bike
2- Hayali Bir Prenses Için Balad
3- Margit Napoli Körfezi’nde Dans Ederken
4- Karlar Prensesi
5- İki Çiçeğin Dansı - Kontrbas İçin Intermezzo
6- Gözlerini Sessizce kaparken...
7- Margit my angel
8- Margit Yucatan Dağı’nda Rüya Görürken Nr.3
9- Çöller Kraliçesi
10- Gözlerinde Hüzün
11- Margit’in Kirpikleri Nr.7
12- Margit Yucatan Dağı’nda Nr.1
13- İki Çiçeğin Dansı
14- Hayat - Bir An...
15- Bir Martı İçin Yılbaşı İlahisi
16- Margit’in Gözlerinden İçerken...
17- Annie’nin Şarkısı


İstanbul’da büyüdü...Türkiye’de ‘modern’ müziğin öncülerinden Cemal Reşit Rey’in (1904-1985) öğrencisi oldu, piyano, armoni ve bestecilik dersleri aldı.Aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi’nin ekonomi bölümünü bitirdi.Daha sonra Amerika’da Indiana Üniversitesi, Bloomington’da bestecilik okudu, Latin Amerika’nın önemli bestecilerinden Şili’li Juan-Orrego Salas’dan bestecilik ve P.Hindemith’in çalışma arkadaşlarından B.Heiden’dan kontrpuan dersleri aldı...’82’den beri besteci ve piyanist olarak Berlin’de yaşıyor...Yaşar Kemal’in “Ağrı Dağı Efsanesi” isimli romanı üzerine bir anlatıcı ve orkestra için yazıp, bestelediği eserinden seçmeler “Ararat-The Border Crossing” ismiyle ilk albümü olarak Almanya’da çıktı.Okay Temiz (davul) ve Süleyman Erguner (ney) gibi sanatçıların da katılımıyla ortaya çıkan bu albüm Türkiye’de de yayınlandı...Nazım’ın “Kuvayi Milliye Destanı” ve diğer başka şiirlerinin de bir araya gelmesi sonucu oluşan “Das Lied der Sonnensäufer” (Güneşi İçenlerin Türküsü) isimli ‘ethnomonojazzdrama’ türündeki eserinden seçmeler, Alman sinema ve tiyatro dünyasının star oyuncularından Otto Sander’in de anlatıcı olarak katılımıyla Almanya’da CD olarak yayınlandı.Tayfun’un bu ikinci albümü, Genco Erkal’ın sesiyle Türkiye’de de “Demir, Kömür ve Şeker” ismiyle yayınlandı...ABD, Almanya, Isviçre, Hollanda ve Türkiye’de konserler verdi...Çeşitli tiyatro oyunlarının ve filmlerin müziklerini besteledi.Almanya’nın önemli gazelerinden “Zeit “ ve çeşitli dergilerde yazıları çıktı, “TAZ” gazetesinde konser kritikleri yazdı...Osmanlı Imparatorluğu ve Türkiye’de geleneksel müziğin Batılılaşması üzerine Almanya’da radyo programlari yaptı ve konferanslar verdi...’92’den beri oluşan ‘ yeni bir yaratma süreci’ içinde ‘yeni bir yaklaşım’ ile 400’den fazla beste üretti...Ve ‘95’den sonra yaptığı bestelerin çok büyük bir kısmının da ilhamını Margit ve onun, o az bulunur yaşama sevinci verdi...


Tekerlekli sandalyedeki sevgilisini müzikle yürüttü...

Erdem ve Margit (1960)
Tayfun Erdem, 'Sessiz bir Kelebeğin Rüyaları ve Dansları' adlı albümündeki tüm besteleri 14 yıldır tekerlekli sandalyeye bağlı yaşayan sevgilisi Margit için yaptı

Aşk müziğe çok benzeyen bir şey... Bu ikisinin de üzerine öyle pek fazla konuşmaya gelmiyor. Sadece yaşamak lazım. Ama dolu dolu ve de gerekirse kemiklerinin en dibine, iliklerinin son hücresine kadar... Sonra bırak, her şey, yaşayabileceğin ne varsa vücudunun tüm hücrelerine girip, çıkıp, seni de zangır zangır titrettikten sonra, sular seller gibi üzerinden aksın ve gitsin. İşte bundan sonra, emin olabilirsin ki, aşk ve müzik üzerine bilmen gereken ne varsa, hepsini öğrenmişsindir'... Tayfun Erdem öğrendiklerini 'Sessiz bir Kelebeğin Rüyaları ve Dansları'' adlı albümüne koyarak dinleyenleri gündelik hayatın sıradanlığından uzaklara savuruyor. Melodilerle aşka, hüzüne ve coşkuya yaklaşan dinleyici, yaşamla ölüm arasında gülümsüyor. Albümün ithaf edilen kadını Margit gibi: Müzisyenin ağır bir hastalık nedeniyle tüm vücudu felç olan ama 14 yıldır yaşama bağlılığını kaybetmeyen ve hep gülümseyen sevgilisi Margit...




TÜM İYİ ŞEYLER MARGİT'E AİT
Tayfun albümünü sevgilisine adamış: 'Bu albümdeki her şey -tabii ki sadece iyi olan şeylerden bahsediyorum, kötü olanlar bana aittir- 1982'den beri, verebileceği her şeyi bana veren ama benim ise, bugün kendisine ancak bu albümü sunabildiğim melekler güzeli Margit'e aittir''. Şarkı adları bile hep o ılgan sevgiliye: 'Margit Napoli Körfezi'nde Dans Ederken'', 'Margit'in Kirpikleri''... Albümün dramatik kurgusu şarkılara ölümü ve yaşamı caz ve popla yansıtmış. Müzisyenin yaşadığı hüzün, yaşamı bırakmayan sevgilisinin gücüyle her notada biraz daha derinleşirken, Yunanlı şair Kavafis'in yazdığı gibi, melodi insanı eşi benzeri bulunmaz, sonsuz yolculuklara uğurluyor. Tayfun da soruyor zaten: 'Zaten iyi bir aşktan ve iyi bir müzikten daha fazla ne bekleyebiliriz ki?'




Cemal Reşit Rey'in öğrencisi
Tayfun Erdem, İstanbul'da büyüdü. Cemal Reşit Rey'in öğrencisi oldu, piyano, armoni ve bestecilik dersleri aldı. Aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi'nin ekonomi bölümünü bitirdi. 1982'den beri besteci ve piyanist olarak Berlin'de yaşayan müzisyenin ilk albümü, Yaşar Kemal'in ''Ağrı Dağı Efsanesi'' romanı üzerine orkestra için yazıp bestelediği eserinden oluşan ''Ararat- The Border Crossing''. Oktay Temiz (davul) ve Süleyman Erguner (ney) gibi sanatçıların da katılımıyla Türkiye'de de yayımlanan bu albümün alt başlığı ''Caz ve Destan''dı. Sanatçı 1995'te yaptığı ''Demir, Kömür ve Şeker'' adlı konsept çalışmasından sonra yine Kalan Müzik etiketiyle yayımlanan üçüncü albümü ''Sessiz bir Kelebeğin Rüyaları ve Dansları''nda Avrupa'nın önemli kontrbas virtüözlerinden Renaud Garcia Fons da beş telli, özel yapılmış sazıyla bu çalışmada yer aldı.


İstanbul’da büyüdü...Türkiye’de ‘modern’ müziğin öncülerinden Cemal Reşid Rey’in (1904-1985) öğrencisi oldu, piyano, armoni ve bestecilik dersleri aldı.Aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi’nin ekonomi bölümünü bitirdi.Daha sonra Amerika’da Indiana Üniversitesi, Bloomington’da bestecilik okudu, Latin Amerika’nın önemli bestecilerinden Şili’li Juan-Orrego Salas’dan bestecilik ve P.Hindemith’in çalışma arkadaşlarından B.Heiden’dan kontrpuan dersleri aldı...’82’den beri besteci ve piyanist olarak Berlin’de yaşıyor...Yaşar Kemal’in “Ağrı Dağı Efsanesi” isimli romanı üzerine bir anlatıcı ve orkestra için yazıp, bestelediği eserinden seçmeler “Ararat-The Border Crossing” ismiyle ilk albümü olarak Almanya’da çıktı.Okay Temiz (davul) ve Süleyman Erguner (ney) gibi sanatçıların da katılımıyla ortaya çıkan bu albüm Türkiye’de de yayınlandı...Nazım’ın “Kuvayi Milliye Destanı” ve diğer başka şiirlerinin de bir araya gelmesi sonucu oluşan “Das Lied der Sonnensäufer” (Güneşi İçenlerin Türküsü) isimli ‘ethnomonojazzdrama’ türündeki eserinden seçmeler, Alman sinema ve tiyatro dünyasının star oyuncularından Otto Sander’in de anlatıcı olarak katılımıyla Almanya’da CD olarak yayınlandı.Tayfun’un bu ikinci albümü, Genco Erkal’ın sesiyle Türkiye’de de “Demir, Kömür ve Şeker” ismiyle yayınlandı...ABD, Almanya, Isviçre, Hollanda ve Türkiye’de konserler verdi...Çeşitli tiyatro oyunlarının ve filmlerin müziklerini besteledi.Almanya’nın önemli gazelerinden “Zeit “ ve çeşitli dergilerde yazıları çıktı, “TAZ” gazetesinde konser kritikleri yazdı...Osmanlı Imparatorluğu ve Türkiye’de geleneksel müziğin Batılılaşması üzerine Almanya’da radyo programlari yaptı ve konferanslar verdi...’92’den beri oluşan ‘ yeni bir yaratma süreci’ içinde ‘yeni bir yaklaşım’ ile 400’den fazla beste üretti...Ve ‘95’den sonra yaptığı bestelerin çok büyük bir kısmının da ilhamını Margit ve onun, o az bulunur yaşama sevinci verdi.

Albüme Katkıda Bulunanlar
Vokal: Elli Marini
Vokal: Tayfun Erdem
Yapım: Tayfun Erdem
Mastering: Adrian von Ripka
Prodüksiyon: Tayfun Erdem
Kayıt: Jens Tröndle
Kayıt: Tonstudio Funk
Uygulama: Javier Salgueiro
Tasarım: Tayfun Erdem
Tasarım: Javier Salgueiro
Kayıt Mühendisi: Xavier Brunetiere
Miksaj: Jens Tröndle
Miksaj: Tonstudio Funk
Kapak Resmi: Javier Salgueiro
Kapak Resmi: Tayfun Erdem
Kitapçık mizanpajı: Andreas Schürmeyer
Yapım: Kalan Müzik
Mastering: Bauer Studios
Kayıt: Montreuil
Kayıt: Studio Cargo

Enstrumanlar
Mandolin: Uli Bartel
Akordeon: Tobias Morgenstern
Keman: Uli Bartel
Trompet: Eddie Hayes
Vurmalı Çalgılar: Topo Gioia
Vurmalı Çalgılar: Andreas Weiser
Vurmalı Çalgılar: Tobias Morgenstern
Kontrbas: Hans Hartmann
Soprano Saksofon: Gebhard Ullmann
Piyano: Tayfun Erdem
Flugel-Horn: Eddie Hayes
Bas Klarinet: Gebhard Ullmann
Viyolonsel: Matias de Oliveira Pinto
Beş Telli Kontrbas: Renaud-Garcia Fons



(Parça isimlerinin ‘arkeolojik yapısı’ üzerine birkaç kısa not...)
1_ Mountain Bike (Alman rejisörü Wim Wenders’in prodüktörlüğünü yaptığı bir kısa filmin ana tema müziği)

2_ Isaa’dan gelme, Brezilyalı hayali bir prenses için balad (ki, söylentilere göre, bu prenses, Brezilya’nın Pernambuco ve Bahia eyaletlerinde büyümüş olup, Espanya’nın Andaluzya eyaletinden Cordoba’lı bir annesinin ve de “al-Maghrebina” nam-ı diğer Fas ülkesinin Marrakeş vilayetinden bir babasının olduğu,’Caracas’da, sıcak ve nemli bir yaz akşamı sonrası, bu sırları keşfedip de pür heyecan bana yetiştiren bakıcı Ancuella tarafından ifşa ve de beyan edilmiştir...)

3_ Margit, uçan halısı ile Berlin’in Kreuzberg beldesinden, Italya kıyılarındaki Napoli körfezine doğru göklerin üzerinde yol alırken, birdenbire “Mare Tirreno”nun o derin, masmavi ışıltılı sularına aşık oluveriyor ve yere inmeye karar veriyor...Ve kumsalda, güneş yavaş yavaş batmaya hazırlanırken de, Margit, tekerlekli sandalyesi ile hafiften bir dansa başlıyor ve bunu gören bakıcıları da, o her daim şen şakrak Guidolino’ya uyaraktan, Margit’in çevresinde bir daire yapacak şekilde yere çömeliyorlar ve de kendilerinden geçmiş bir şekilde, elleriyle ritm tutaraktan Margit’in dansına eşlik ediyorlar...

4_ Karlar Prensesi, kızağıyla birlikte o çok uzaklardaki Kirkutsk nam şehre doğru yol alırken, birdenbire, kırmızıya ve yeşile çalan kanatlarıyla uçup geliveren bir beyaz kelebek Margit’e yaklaşıyor ve yumuşak hareketlerle Margit’in pembe yanaklarına dokunuyor...

5_ Yaz Bahçesi’nin uzak bir köşesindeki iki çiçek dans etmeye başlarlarken, bakıcı Marthin, bu inanılmaz olaya şahit oluyor ama en ufak bir şaşkınlık belirtisi de göstermeden, sadece, çocukluğunun uzak günlerinden kalma bir eski şarkıyı ıslıkla kendi kendine mırıldanmaya başlıyor...

6_ Surinam’dan (*) uçup da gelen bir kelebeğin, yumuşak bir şekilde gözlerini kapatır ve kelebek de sakin bir şekilde uykulara dalarken...

(*)Surinam, Güney Amerika’daki eski Hollanda sömürgesi, Guyana...

7_ Margit my angel (Margit, meleğim)

8_ Margit Yucatan dağlarında rüya görürken Nr.3 (piyano ve keman uyarlaması)

9_ Çöller Kraliçesi

10_ Gözlerinde hüzün...(orkestra uyarlaması)

11_ Bir gece Margit’in gözlerinin içine bakarken, Arizona’lı Eddie, Margit’in gözlerinde insanın içine huzur veren mavi bir ışık huzmesinin içinde donup da kalakalmış iki damla göz yaşı görüyor ve bunları da eritebilmek için, flugelhornunu üflemeye başlıyor...

12_ Kuzeyli Herkül Wodan Norbrath, kollarında taşıdığı Margit ile Yucatan Dağı’na (*) tırmanırken, tam zirveye erişecekleri sırada, Margit birden gözlerini açıveriyor ve Herkül’e durmasını söylüyor...Ve o sırada, birdenbire, ufak, yeşil renkte bir kelebek Margit’in yüreğinden dışarı doğru fırlayıp, dağın zirvesine doğru uçmaya başlıyor ve tam o anda da Margit başını yavaşca bana doğru çeviriyor ve dudaklarında hafiften bir gülümseme beliriyor...

(*) Aslında, saksofoncu Gebhard, sanki dünyada tatil yapacak bir başka yer kalmamış gibi, bula bula, tatil yapmak için, ’99 yılının kışında Meksika’yı bulup, o kocaman ülkede de, yine bula bula Yucatan eyaletini bulsa da – sanki şu koca dünyada tatil yapacak başka bir yer kalmadı! – ve daha sonra da bana,Yucatan eyaletinde, bırak bir büyük dağ bulmayı, orada minik bir tepeciğin bile olmadığını ve de tüm o bölgenin bir börek tepsisi kadar düz olduğunu yemin billah ederek anlatsa da – ve Margit de, Saksonyalı bakıcısı Jensingh ile bu olaya pek bir sevinip, sabahlardan akşamlara kadar ikisi de kahkahadan kırılsalar da – benim söyleyebileceğim tek bir şey vardır: Evet, ben, işte tam da orada, böyle kocaman bir dağ gördüm!... (bunun isbatı da şudur ki, ben, tam da bu parçayı, Latin Amerika’nın Bolivya nam ülkesinden gelme Javier’e çalıp, ona “bu parçayı dinleyince gözünün önünde ne canlanıyor? “ diye sorduğumda - yemin ederim ki, parçanın isminin ne olduğu hakkında ona, daha önce hiç ama hiç bir şey söylemedim...-, Javier o harika ‘latino’ aksanı ile “eee...eeevet... şiimdiii...gözümüün önüünde...biir dağlııık araaaziii...caanlanııyooor” demiştir!...Evet, pek saygıdeğer baylar ve bayanlar, durum işte aynısıyla da böyledir!...)

13_ Pek saygıdeğer Fransız Markisi Monsenyör de Ferriol (*) , eski Osmanlı şehri Constantinople’un Boğaz kıyılarındaki yalısının bahçesinde, günbatımına doğru bir prömenad yapmakta iken, birdenbire, bahçesindeki iki çiçeğin - ki, çiçeklerden biri yemyeşil,diğeri ise cam göbeği mavi olup, sanki Brezilya’nın Amazona ormanlarından kopup da gelmişlerdir dans etmeye başladıklarını görür...Bu mucizevi manzara, onu alıp, uzaklarda bir yerlere götürür ve ‘Tabiat Ana’mızın, ne olacağı önceden hiç de tahmin edilemeyen o esrarlı, binbir yüzü ve de Amsterdam’lı yahudi filozof Ibaruch Benedictus de Spinoza’nın kimi risaleleri üzerine derin düşüncelere dalar...Ve sonra, tekrar yalıdan içeri girip, sıcak salonundaki şöminenin yanındaki divanına uzanmaya hazırlanırken, Marki’mizin o zarif dudaklarında muzip bir gülümseme belirir ve de ağzından, kadim aşkı Fontainebleu de la Buerbecque Düşesi’ne yazmayı tasarladığı mektubunun ilk cümleleri dökülmeye başlar...

(*) Marquis de Ferriol Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Fransız büyükelçisi idi ve Istanbul’da izlediği mevlevi dervişlerin ayinlerine pek bir hayran kalmıştı...Kendisi, bu geleneksel – teksesli müziğin melodilerine öylesine hayran olmuştu ki, daha sonra, bu otantik müziği ‘doğru’ akorlar ve bir “basso continuo” ekleyerekten ‘çok sesli’ hale getirmeye uğraşmıştı...Tabi ki, bir melodinin, yanında ikinci bir ses veyahut da buna eşlik eden akorlar olmadan duyulması, Marki’mizin, o dehşetle ‘çağdaş ve de uygar’ bir hale, yola sokulmuş olan o pek ‘medeni’ Avrupa’lı kulakları için ‘tahammülfersa’ ve de düşünülmesi dahi ‘teklif bile edilemez’ bir ‘ilkellik ve barbarlık’ örneği olurdu!...İşte böylecene de, pek sayın Markimiz, Doğu’nun geleneksel müziklerinin ‘Batılı’ ve de ‘çağdaş’ bir hale getirilmesinde emeği geçen ilk ‘avant-garde’(öncü) şahsiyetlerimizden birisi oldu ve de bu armonizasyonunu “Air sur lequel tournent les Derviches de Pera” ismiyle, 1714 yılında Paris’de “Recueil de cent estampes represantant du differentes nations du levant” ismiyle yayınladı...

14_ Hayat, sadece bir an...(C.için)

15_ Bir martı için Noel ilahisi veya “Alles hat ein Ende, nur die Wurst hat zwei...” (“Her şeyin bir sonu vardır, sosisin iki ucundan başka...” isimli geleneksel bir alman şarkısı...)

16_ Sıcak ve hoş bir sonbahar akşamında, Margit’in gözlerinden yudumlarken.../ Ren nehri kıyılarında Bad Neuenahr-Ahrweiler kasabasının pazar yerindeki kermesden bir görüntü-Margit eski bir fotoğrafında gülümserken...

17_ Annie’nin (*) şarkısı...

(*) Bu parçayı “Annie’s Coming Out”(Annie’nin Kurtuluşu) isimli ve Rosemary Crossley ile Anne McDonald’ın birlikte yazdığı ve 1980 yılında Penguin Books tarafından Avustralya’da yayınlanan kitabı okuduktan sonra besteledim.Kitapta, Avustralya’nın Victoria şehrinde büyüyen spastik özürlü bir genç kızın gerçek hayat hikayesi anlatılıyor.Özürlüler için olan bir bakımevinde yaşamak zorunda bırakılan bu genç kız, bakıcılar tarafından dikkate alınmıyor, olumlu, gelişmeye açık yönleri es geçiliyor ve ancak yeni bir sosyal görevli burada çalışmaya başlayıp, Annie’nin içinde yatan potansiyeli gördükten ve uzun, ‘kanlı’ mücadelelerden sonra genç kızı buradan çıkartıp, ’normal’ bir hayata başlamasını sağlıyabiliyor...Ve böylece Annie ancak 18 yaşında okuma yazma öğrenmeye başlıyabiliyor ama kısa bir sürede liseyi bitiriyor ve üniversiteye giriyor!...Ve bundan sonra da ‘normal’ bir insan olarak yaşamaya başlayabiliyor...Oysa Annie, eğer özürlüler için olan bu bakımevinde yaşamak zorunda kalsaydı, herhalde kimi bakıcıların ona sürekli olarak sıradan bir özürlü muamelesi yapması sonucunda bir gün “ne yapalım, ömrü bu kadarmış...” denilip, bir köşede unutulan, adı sanı bilinmez binlerce özürlüden biri olarak kalıp, gidecekti...Bu parça, dünyanın çeşitli ülkelerinde, özürlüler için olan bakımevlerinde, hastanelerde veya evlerinde, aileleriyle birlikte kalan ama en nihayetinde ve son aşamada, sadece kendilerine bakan ‘bakıcı’ların insafına terkedilmiş bir şekilde yaşamak zorunda kalan milyonlarca özürlü insan için bestelenmiştir... Ne ismi, ne cismi bilinen, ne duyulan, ne görülen insanların hikayeleri...

ITHAKA
İthaka’ya doğru yola çıktığın zaman,
dile ki uzun sürsün yolculuğun,
serüven dolu, bilgi dolu olsun.
Ne Lestrigonlardan kork,
Ne Kikloplardan, ne de öfkeli Poseidon’dan.
Bunlardan hiçbiri çıkmaz karşına,
düşlerin yüceyse,gövdeni ve ruhunu
ince bir heyecan sarmışsa eğer.
Ne Lestrigonlara rastlarsın,
ne Kikloplara, ne azgın Poseidon’a,
onlari sen kendi ruhunda taşımadıkça,
kendi ruhun onları dikmedikçe karşına.

Dile ki uzun sürsün yolun.
Nice yaz sabahları olsun,
Eşsiz bir sevinç ve mutluluk içinde
Önceden hiç görmediğin limanlara girdiğin!
Durup Fenike’nin çarşılarında
eşi benzeri olmayan mallar al,
sedefle mercan, abanozla kehribar,
ve her türlü başdöndürücü kokular;
bu başdöndürücü kokulardan al alabildiğin kadar;
nice Mısır şehirlerine uğra,
ne öğrenebilirsen öğrenmeye bak bilgelerinden.

Hiç aklından çıkarma İthaka’yı.
Oraya varmak senin başlıca yazgın.
Ama yolculuğu tez bitirmeye kalkma sakın.
Varsın yıllarca sürsün, daha iyi;
Sonunda kocamış biri olarak demir at adana,
yol boyunca kazandığın

Kaynak: Kalan Müzik
Albümler: Kalan-Tayfun-Erdem
Tayfun Erdem: Sitesi
.......................

4 Yorum:

sufi dedi ki... 27 Temmuz 2009 16:32  

Sevgili Ömero;
Tayfun Erdem'i dinlerken; Mirabo köprüsü altından akan Reine nehrinin sularındaki yansımamı seyrediyordum.Sonra havalanıp rüzgara kanatlarını bırakan kaplan kelebeği olduğumu hatırladım aniden.Margit'in pembe yanaklarına usulca dokundurup kanatlarımı, sarı yıldız tozlarını saçlarına serptim ve ben de Margit ve Tayfun'la birlikte Alplerde mutlulukla ve sessizce dansettim.Teşekkürler paylaşımın için sevgilerimle.

SU dedi ki... 31 Temmuz 2009 01:46  

Sevgili Ömero,
inceliğine ve içtenliğine teşekkürler.

Ömero dedi ki... 1 Ağustos 2009 12:41  

iyilikler,,,

suskun güvercin dedi ki... 15 Kasım 2009 09:17  

şuan ruhum göklere yükseldi galiba tşk :)

Konuyla ilgili düşüncelerinizi ekleyin↓

― Lütfen konuya yönelik yorum yapınız.
― Blog'a yönelik yorumlarınızı " Blog Yorumları " sayfasına bırakınız...
― Google Hesabı olmayanlar Yorumlama Biçiminden Adı / URL'yi veya ANONİM seçerek yorum yapabilir...

Son yorumlar

! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor diyenler...

Yazıları

: : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : :



... paylaşmak istedikleriniz varsa ...


Site içeriğine (M) ve konulara uygun olduğunu düşündüğünüz haberleri, görselleri, yazıları.. e-posta yoluyla bilgilerini yollayın paylaşalım.

.
..... Her şeyi değil, şeyleri paylaşan site ......