! Anladım ki anlamak yetmiyor

her şey aynıdır, yalnızca biz farklı görürüz

-.---Yazılar e-postana gelsin ↓

e-postanızı yazın:


-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-
Kültür Bakanlığı'nın “Sanatını Yaşatan Sanatçılar” listesine giren Kastamonulu sofrabezi baskı ustası Cemil Kızılkaya

Yöresel Sanatların ve Geleneksel El Sanatları'n can çekiştiği günümüzde Kültür Bakanlığı'nın güzel bir uygulaması var. "Sanatını Yaşatan Sanatçılar" listesi yapması ve az da olsa kendilerine katkı sağlamaları. Tabiî bu kadarla kalınmaması gerekir; gelişmesine, yayılmasına, geleceğe kalmasına da bakması lâzım gelir.

Yalnız şu listeye ulaşmaya çalıştım fakat ne bakanlık sitesinde ne de başka bir yer de böyle bir liste göremedim. Kağıt üstünde kalmaz umarım bu tür tespitler.

Kızılkaya'nın da sergiler ve sanatıyla ilgili Kastamonupostası.com'da bir haberi var onu da linkten veya aşağıda okuyabilirsiniz. Usta diyor ki:
Burada sergi açık kaldığı sürece her ilin Belediye Başkanları, yöneticileri hepsi buraya geldiler ve memleketlerinin standlarına sahip çıktılar. Benim kimsem gelmedi...

Haber:
Geçtiğimiz günlerde İstanbul Taksim Meydanında Osmanlıdan günümüze kalan el sanatları sergisi vardı. Kültür ve Turzim Bakanlığı ile İstanbul Beyoğlu Belediyesi tatafından düzenlene sergi binlerce konuğu misafir etti. Toplam 30 ilden 76 tane sanatçı katıldı. Sergi 10 Ağustos tarihinde başladı ve 20 Ağustos tarihinde sona erdi.

Hattan sedef işlemeciliğine kadat bir çok el sanatının sergilendiği Taksim Meydanındaki standlardan birinde, Kastamonu baskıları ile sofra bezlerinin sergilendiği bir stand vardı. Geleneksel taş baskı el sanatının Kastamonu’daki son ustalarından Cemil Kızılkaya tarafından açılan sergide Kastamonu taş baskı sofra bezleri ilgi gördü.

Serginin son gününde Kas-Der yöneticilerinden Erol Şahin ve Ayhan Kırıkla birlikte sergiyi ziyaret ettik ve Cemil kızılkaya ile bir sohbet gerçekleştirdik. Kızılkaya’ya ilk olarak Kastamonu dışında açtığı bu sergilerin nasıl başladığı ve nasıl geliştiğiydi. Cemil Kızılkaya İstanbul’a sergi açmak için ilk olarak 2003 senesinde geldiğini ve ilk sergiyi Sultanahmet meydanında açtığını söyledi. Serginin çok ilgi görmesi üzerine yaşanları kendi anlatımıyla aktarıyoruz.

-- 2003 senesinde Sultanahmet meydanına geldim. Orada ilgi gördü. Büyükşehir Belediye Başkanı sergide çekilen cd de bizi izlemiş. İkimizden 8 kişiyi seçti. 8 kişi, Talimhane sokağa girdik. Talimhane sokağa emaneten standlar yapıldı. Talimhane sokak sergiler için uygun değildi. Sonra Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Miscan Demircan ve Büyükşehir Belediye Başkanı’ndan taksim meydanında heykel civarında bir yerde sergi açılmasını istedik. Yol kenarı olduğu için güvenlik sağlanamayacağı için kabul etmediler ve taksim parkı girişini sergi için verdiler. Sergi buradada çok ilgi gördü, 2004 te buraya geldik. Aynı yıl İzmir, Ankara ve Antalya’da stand kurduk. 2004 ten sonraki yıllarda her sene buradaki sergide stand açıyoruz. Bu benim İstanbul’a gelişimin altıncı yılı. Yani İstanbul’da bu sanat ilgi görüyor. Paris’e gidecektik. Domuz gribi nedeniyle ertelendi. Parise 486 kalıbın hepsini götürecektim. Orada kalıplar denenip seçilenlerden perde yapılacaktı. Kendi sanatımızı yaşatmaya çalışıyoruz.

Cemil Kızılkaya kendi sanatını yaşatmaya çalışanlardan biri olması sebebiyle 30 ilden 76 sanatçının arasında bu sergide yer alma fırsatını yakalamıştı. Bu çabası sonucunda Kültür Bakanlığı tarafından bir ödülle onurlandırıldı. Kızılkaya ile sohbetimizden 3 gün önce Kültür Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Genel müdürlüğünden telefon edilmiş ve kendisine bilgi verilmişti. Kızılkaya artık Kültür Bakanlığı tarafından “Sanatını yaşatan sanatçılar“ listesine girmişti. Bu gelişmeyi Cemil Kızılkaya şöyle anlattı;

-- Şimdi sanatını yaşatan sanatkar ilan edildim. Kültür Bakanlığı tarafından. Eğitim araştırma Genel müdürlüğünden 3 gün önce telefonla aradılar ve koruma altına alındığımı söylediler. Mecliste bana ödül verilecekmiş. Ayrıca bu alanda elde ettiğim bir gümüş madalyam var. Bir altın saat hediye ettiler. 4 tanede plaketim var.

Ustaya, sanatına ne zaman başladığını ve geliştirmesi için neler yapılması gerektiğini sordum. Yanıt şöyleydi;

-- Ben 1970 yılında başladım. 1971 yılında tam faaliyete başladım. Ben başladığımda Kastamonu’da baskı işiyle uğraşan 135 kişi vardı. Şimdide şu anda kala kala bir tek ben varım. Diğerleri maddi ve manevi destek görmediğinden bıraktı. Sonra Tokatta baskı işi gelişti. Tokat yapay boyayla yapıyor. Şimdi gelen vatandaş; “Horozum güzel olsunda ötmezse ötmesin” diye o baskıları tercih ediyor. Boyasının çıkacağını bilmiyor. Altı ay-bir yıl kullanınca onun boyası akıyor. Bizimki akmıyor. İşte bu yüzden ben birinci seçildim.

Bize destek verilmeli. Burada sergi açık kaldığı sürece her ilin Belediye Başkanları, yöneticileri hepsi buraya geldiler ve memleketlerinin standlarına sahip çıktılar. Benim kimsem gelmedi. Ben buraya kendi çabamla çıktım, kimseden destek görmedim. Biz maddi destek istemiyoruz. Manevi destek istiyoruz. Maddi meseleleri zaten kendimiz hallediyoruz.

Sorumuza biraz sitemkar bir cevap aldıktan sonra sanatının Kastamonu’da gelişip gelişmediği hakkında görüşlerini sorduk.

-- Yalnızca kurs açılıyor. Kurs bitti mi her şey bitiyor. Kurslar devam etmeli, ama kurslardan sonrada bir şeyler yapılmalı. Geçenlerde Kültür Bakanlığı eğitim araştırma genel müdürlüğünden bana kurs açalım dediler. Bende yapalım dedim. Her türlü malzemem var dedim. Ancak yerim yok dedim. Yer gösterin yapalım dedim. Bunun açık havada ve sıcakta yapılması lazım.

Sonra biz sorduk usta cevaplamaya devam etti:
Malzemede sıkıntısı var mı?

-- Kalıbını kendim oyuyorum. Üniversitelerden bana motifler geliyor. Sonra ben o motifleri fotokopiler ile büyütüp kalıplarını ıhlamur ağacından oyuyorum. Boyasını kendim yapıyorum. Bir tek kumaşını Denizli’den getiriyorum. Onun dışında herşey Kastamonu’da yapılıyor.

Kastamonu’da bez dokunamıyor mu?

-- Dokunmuyor. Eskiden dokunuyormuş. Dünya savaşında herkesi Kastamonu giydiriyormuş. O zaman yüzlerce tezgah varmış Kastamonu’da, şimdi yapılamıyor. Osmanlı döneminde bu sanata çok önem veriliyormuş. Şimdi bezi Denizli’den getirmek zorunda kalıyoruz.

Standı ziyaret eden konuklarla ustayı başbaşa bırakıp ayrılmak ve daha fazla vaktini almak istemediğimizden sohbetimizi bitirme kararı aldık. Kendi sanatını çeşitli zorluklara rağmen devam ettirmeye çalışan ustaya bu zorlu yolunda kolaylıklar diledik ve gelecek yıllarda daha fazla sanatçımızla karşılaşmak temennisiyle Taksim meydanından ayrıldık.

Haber ve Fotoğraflar: Levent Zihnioğlu / Kastamonu Postası







2 Yorum:

ONALTIKIRKALTI dedi ki... 30 Ekim 2009 11:28  

çok güzelmiş... bize tanıttığın için çok teşekkürler

Ömero dedi ki... 1 Kasım 2009 21:11  

Ben de ilgi ve yorumunuz için teşekkür ederim ONALTIKIRKALTI...
iyilikler,

Konuyla ilgili düşüncelerinizi ekleyin↓

― Lütfen konuya yönelik yorum yapınız.
― Blog'a yönelik yorumlarınızı " Blog Yorumları " sayfasına bırakınız...
― Google Hesabı olmayanlar Yorumlama Biçiminden Adı / URL'yi veya ANONİM seçerek yorum yapabilir...

Son yorumlar

! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor diyenler...

Yazıları

: : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : :



... paylaşmak istedikleriniz varsa ...


Site içeriğine (M) ve konulara uygun olduğunu düşündüğünüz haberleri, görselleri, yazıları.. e-posta yoluyla bilgilerini yollayın paylaşalım.

.
..... Her şeyi değil, şeyleri paylaşan site ......