! Anladım ki anlamak yetmiyor

her şey aynıdır, yalnızca biz farklı görürüz

-.---Yazılar e-postana gelsin ↓

e-postanızı yazın:


-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-
Elinize bir mikrofon geçiyor ve tüm ülkeye sesleniyorsunuz, aaa aa aaa...
Oysaki o halkın konuştuğu, anladığı dil bbb bb bbb...


Siyasetçi Neden Yalan Atar?
Halk Buna Neden İnanır?

Binlerce yıldır siyaset yalan üzerine, yalan atabilme becerisi üzerini kurulu bir sistemdir. Sistemdir çünkü yerleşik bir düzeni ve yapısı vardır, kolay kolay bozulmaz ya da değişmez. Yalandır, çünkü vaat edilen çözümler olmaz! Peki siyasi güç bu yalan atabilme ya da halkı kendine inandırabilme becerisini nerden alır? Bu sorunun yanıtı çok karmaşık ve dallı budaklıdır fakat ben sadeleştirip anlatmaya çalışayım. Her hangi bir gücün kaynağı kendisinden gelmez. Mutlaka dışarıdan, kendisi dışında bir kaynaktan gelir, alır. Siyaset de bu sahip olduğu ezici gücü dıştan alan yapılardandır. Siyasette yalan atabilmek için de her şey mubahtır. Siyasetçinin yalanına her seferinde halkın inanma ihtiyacı veya algılayışı da çeşitli etkenlere dayanır. Ben sanatçıyla, aydınla olan ilişkisini ön plâna alıp, onunla ilişkilendirmeye çalışacağım.

Siyasetçinin inandırıcı bir etkisinin olabilmesi için görüntüsüyle, ses tonu, hitap ettiği zamana bağlı olarak ülkenin durumu ve konuşma metni vs. Bu metin, ince elenmiş sık dokunmuş olmalı ki her hangi bir açık vermeden mesajları yerine şiirsel düzeyde ulaşsın. Görsel hareketler, giyinme şekilleri, duruma göre ses tonunun ayarlanması ve malum metin... Bunların hepsi insanın etkilenebileceği duruma, ayara getirilir ve hitap edilir. Bu hitaplar estetik unsurlar göz önünde bulundurularak yapılır ve hayli önemli unsurlardır. Toplum gibi, siyasetçinin de sanattan beslenmesi gerekir. Beden sanatı, hitabet sanatı, rol sanatı gibi. Bir süre sonra siyasetçi işinin(yalanın) ehli olur ve eli öpülemez duruma gelir. Artık söylediği, ağzından çıkan her türlü lâfa inanılır. Çünkü lâflar ve hareketler öylesine estetize edilmiştir ki bir süre sonra toplum eleştireceği siyasetçiye o an için inanır. İnanır çünkü başka çaresi yoktur diye kendini şartlar. Örneğin karnınız açsa ve lokanta kıyafetli biri size, yiyecek kokan sesiyle bir yere davet ediyorsa ister istemez aklınızda şöyle bir süreç canlanır: "Mutlaka gideceğimiz yerde yiyebileceğimiz bir şeyler var." elbette bunda aç olan kişinin, hâlihazırda aç oluşu bu yönelmenin de önemli bir etkenidir; ama yalan, soğuduğunda yenilmemesi anlaşılan bir yemektir. Siyasetçi de yalan yemek satan bir lokantacıdır yani olmayan yemekler satan fakat müşterilerinden yine de para alan bir lokantacı.


Eleştiri, kendini de eleştirebildiğinde hedefine olaşır!

Nihayetinde aç olan kişi gittiği yerde yine aç kalacağını çok sonradan öğrenir ve bunu bilgi düzeyinde anlamaz, aç kala kala anlar. Bunca olup bitenler karşısında elbette aç olmayan, bu tür lâflara karnı tok olan bir kesim vardır. Genel ifadeleriyle bu kesim, az buçuk mürekkep yalamış, sanata, eleştirel düşünmeye kıyıdan köşeden bulaşmış, liberalistlerin entel(ektüel) diye adlandırdığı aydın kesimdir. Bu bilinçli kesim yalanı, yanlışı, siyaseti velhasıl yolunda gitmeyen ne varsa önceden görüp, toplumu uyaran, uyandırmaya çalışan kesimdir; lâkin bu karşı koyulan durumların otoriteleri bu kesimi pek ciddiye almaz ve denizin ortasında alev almış kibrit çöplerine benzetir. Çünkü yalan atan otorite bilir ki bu halkı aydınlatmaya meyletmiş kesimin sesi bir süre sonra kesilecek ya da unutacaktır. Peki binlerce yıldır süren bu kısır döngü neden bozulmaz? İşte bu can alıcı sorudur kanımca. Evet, neden bozulmaz? Çünkü aydın kesim, bu düzenin hiç bozulmadığının, bozulamayacağının da farkındadır; fakat Duyarlı Farkındalık boyutuna ulaşmamıştır. Duyarlı Farkındalık kavramı, kendi başına farkında olmaktan çok başka bir durum betimlemesidir. Duyarlı Farkındalıkta, yalnızca farkında olmak yetmez, ayrıca fark ettiği durumlara eylemsel tepkiler de göstermesi gereken bir üst aşamadır. Konunun seyri çok değişmeden eleştiren bu kesimin neden çok sesli bir karşı duruşa geçmediğini açıklamaya çalışayım.

Az önce de saydığım gibi eleştiren, sorgulayan kesimin kullandığı bir dil ve mesaj kanalları vardır. Aydın, bu dil ve kanalları, toplumu aydınlatmak istediği tabakanın dışında, başka bir katmanda ve dilde gerçekleştirir. Dolayısıyla uyandırılmak istenen halk bu süreci göremez, haberdar bile olamaz. Şimdi asıl sorumuzu yenileyelim. Ülkemizde siyasetçiler neden eleştiren kesimden korkmaz? Maddeler halinde sıralamak gerekirse şöyle denebilir.

1- Eleştiren aydın kesimin kullandıkları dil, yine yalnızca kendi çevreleri tarafından anlaşılabilir bir dil olduğundan, siyasetçi bunu bilir. Halk uyandırılamadığı için de hiçbir şey değişmeyecektir ve dolayısıyla korkacak bir durum da yoktur.
(Konuşur konuşur susarlar, unuturlar.)

2 - İstediği kesimden istediği kişiyi istediği an susturabilme yetkisine ve gücüne sahiptirler.
Buna kendi içinden kişilerini de katmak mümkündür. Yani otoriter siyaset-güç, kendini tehlikede hisseder ya da otoritesini zayıflatan bir unsurla karşılaşırsa bunu önlemek hiç de zor olmayacaktır. (Çok zorda kalınırsa ana yasa bile değiştirilebilir.)

3 - "Eleştiri, eleştiren kesim içindir." ki bu bile mantığından çıkmış, artık eleştiri kişinin yalnızca kendisi içindir'e sıkışmış kalmıştır. Eleştiri, kendini de eleştirebildiğinde hedefine olaşır! Eleştiren kesim zümresi, neyi niye, hangi mantıkta eleştirdiğini kendi içinde bilir. Birbirlerini anlar ve hak verir; ama yapılan eleştiriden asıl haberdar olması gereken kesim ise tüm bu olup bitenlerden bihaberdir. Hâliyle siyasetçi için eleştiri korkulacak bir durum değil, varlığı-yokluğu belirsiz bir devinimdir. (Böyle giderse sanırım eleştiri yok olmak için var olacaktır. Belki de artık hiç var olmayacaktır. Direkt yokluk sahasına taşınacak; fakat bu, insan var oldukça pek de mümkün olmayacak bir durumdur.)

4 - Örneğin bir sanatçı yahut ressam eleştirdiği siyaseti tuvallerine taşımış ve şikâyet ettiği siyasi otoriteyi yerden yere vurmuş varsayalım ve bir seri çalışma sonrasında güzel de bir sergi açmış, kutlamayla(kokteyl) büyük bir iş başarmanın haklı sevincini yaşamıştır. Burada gözünden kaçırdığı önemli bir nokta vardır. Eleştirel tabloların, uyandırılmak istenen kesimden çok yüksekte bir semte, galeride açılmış olmasıdır. Hayli tuhaf bir çelişkidir bu! Hatta şöyle de senaryolaştırmak mümkündür. Ressamımız millet aç diye siyasi otoriteyi eleştiren tablolar yapmış farz edelim; ama serginin açılışını karnı tok, sırtı pek olanlar doldurmuştur! Açılışa davet edilenlerden aç olan hiç kimse yok mudur peki? Elbette vardır fakat bunlar ekmeğe değil, şaraba açtır. Asıl aç olan millet ise, umudun rengiyle boyanmış gözlerle, birbirine kapısını açmaktan öteye gidememiştir. Bu ressam yine aynı konuyu bu kez kendisinden başka kimselerin anlayamayacağı üslupta eleştirel resimler yaptı faz edelim; ama bu sergiye eleştirilerden haberi olması gereken kesimden kişiler de katıldı diyelim. Sergiyi gezenler karşılaştıkları tablolarda anlam veremedikleri biçimleri, ilişkileri, renkleri düzenlemeleri görünce, eleştiriler yine amacına ulaşmadan, tabloların dışına çıkamadan orada sıkışıp kalmış olacaktır. Bu alanda dili kendi içinde anlaşılabilen 20. yy sanat akımları arasında Pop-Art, Kavramsal Sanat, Soyut Dışavurumculuk, Postmodernizm gibi başat akımlar gelir. Güncel Sanat ortamının da yine bu durumdan bir farkı yoktur. Az önceki sergi senaryomuzu iki, üç bölümden oluşturarak bir sonraki sergi açılışına siyasi otorite bile katılmış olarak hayâl edebiliriz. Dolayısıyla eleştiri yine amacına ulaşamadan yok olmuş, hatta otoriteye fazladan güç bile kazandırmış olacaktır. Gene korkulacak bir durum olmadığından, çark dönmeye devam edecektir.
(Sanat sanat içindir, sanat toplum içindir soruları sorula dursun; eyy insanı güzelleştiren, iyileştiren sanat, söyle sen neredesin?)

5 - Bir başka örnek: Yabancı, dilini bilmediğiniz bir ülkede olduğunuzu düşünün ve o ülkede yolunda gitmeyen bir durumu fark ediyorsunuz. Bu durumu değiştirmek için becerileriniz doğrultusunda diyelim ki halkı uyarmak istiyorsunuz. Elinize bir mikrofon geçiyor ve tüm ülkeye sesleniyorsunuz, aaa aa aaaaa aa... Oysaki o halkın konuştuğu, anladığı dil bbb bb bbbbb bb. Bu örnek ülkenin illâ yabancı bir ülke olmasına da gerek yok, bu ve buna benzer durumlar aynı dili konuşan toplumlar arasında bile yaşanabiliyor. Dolayısıyla bunu izleyen siyasetçi, üzücü-komik durumun gülen, kahkahalar atan kısmında yer alır ve yine değişen bir şey olmayacağından her hangi bir korku duymaz. Hatta size bu konuşmayı yapmaya izin verdiği için böbürlenir ve velev demokrasi kisvesi altından size sahte özgürlük kıyafetleri satmaya ve bundan paralar kazanmaya devam eder.

Sunuç olarak
Siyasi sahnede atılan taklalar, taklacı güvercinleri bile seyirci olmaktan öteye geçirmiyor. Siyasetçilerin eleştiriden korkacak duruma gelmeleri, doğru dürüst siyaset yapmaları yine eleştiriyle, halkla mümkün olacaktır; fakat eleştirinin toplum bilincine ulaşmasıyla bu mümkün olur. İşte bu noktada eleştiren sanatçı, aydın kesimin kral gibi davranmalarını bir yana bırakıp halkın, uyandırılmak istenen halkın içine karışmalarıyla gerçekleşecektir. Aksi hâlde bozuk devran düzelmeyecektir. Belki bu çarpık düzen yok olmayacaktır fakat en azından insana zarar veremeyecek duruma gelmelidir. Bu süreçte kendine insan diyene çok iş düşüyor. Çünkü yalan, yanlış bir düzeni değiştirmek için gün doğumunu bekleyenler, şafağın sökmesini bile göremeyeceklerdir.

Ö.S.D.
Kasım 2009

1 Yorum:

İ.x.İ.r dedi ki... 22 Kasım 2009 18:19  

Bu durumun değişeceğini düşünmüyorum ben sevgili Ömero.
Sen yine çok güzel dile getirmişsin.Özellikle 'dilini bilmediğiniz bir ülke...'örneği çok güzel.
Fakat bireysel hareketlilik görmek için toplumsal bir örnek görmek istiyor çoğu kişi.Kimse dediğin gibi 'ben' olarak düşünmüyor.
Ataol behramoğlu ne güzel söylemiş;
'Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun'


sevgilerimle..

Konuyla ilgili düşüncelerinizi ekleyin↓

― Lütfen konuya yönelik yorum yapınız.
― Blog'a yönelik yorumlarınızı " Blog Yorumları " sayfasına bırakınız...
― Google Hesabı olmayanlar Yorumlama Biçiminden Adı / URL'yi veya ANONİM seçerek yorum yapabilir...

Son yorumlar

! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor diyenler...

Yazıları

: : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : :



... paylaşmak istedikleriniz varsa ...


Site içeriğine (M) ve konulara uygun olduğunu düşündüğünüz haberleri, görselleri, yazıları.. e-posta yoluyla bilgilerini yollayın paylaşalım.

.
..... Her şeyi değil, şeyleri paylaşan site ......