! Anladım ki anlamak yetmiyor

her şey aynıdır, yalnızca biz farklı görürüz

-.---Yazılar e-postana gelsin ↓

e-postanızı yazın:


-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-
Uzağı görmek ister göz, görünmeyene, erilmeyene ermek. Bu sebeple gözyaşları yetişir imdada. Pınarından hesapsızca akmaya başlar gözyaşı, yol eder kendine dağları, çölleri. Böylece göz ferine kavuşur bir gece vakti. Pınarına düşen ışıklar yayılır etrafa ve etrafta kimseler yoktur. Çünkü herkesten öte bir yerdir ağlamak, iki gözü iki çeşme olmak.

İki gözü iki çeşme olmak deyimini biraz düşünüp irdelemek istedim. Az da olsa hakkını verebilmek için gözün pınarına.

Kişi olduk yerde ya da kolay kolay ağlamaz. Ağlamak bir bedeldir çünkü. Ederidir yüreğin, en ıslak hâlidir çaresizliğin. İki gözü iki çeşme olmak ise daha ender bir durum göstergesidir. Kişi var pınarıyla yapar bu işi. Normal ağlamalardan tek farkı, olaya çeşmenin karışmasıdır. Bu has ağlamaktır ve bu çeşmenin suyu asla içilmez, tuzludur. İçmeye kalkan kişinin içini yakar.

Göz pınarları asıl bu durum için vardır ve iki gözü iki çeşme olan insanın görünmeyen kaynağıdır bu pınarlar. Dolayısıyla kolay kolay da açığa çıkmazlar. Kelimelere baktığımızda değimin hiç de tesadüfî olmadığını göreceğiz. İki gözü iki çeşme kelimeleri içinde anahtar kelimemiz göz'dür. Göz, doğası gereği hem hassas hem duyarlı hem de bilginin edinilmesinde büyük bir rolü vardır. Göz üstüne binlerce yıldır türlü sözler, hikâyeler, göndermeler yapılmıştır. Bu hâliyle bile bitmeyen bir kaynaktır göz. Bir göz ancak başka bir göz ile anlam bulur, ki diğer tüm durumlar için araç olmaktan da öteye gitmez. Diğer tüm durumlar gibi ağlamak da gözün, göz pınarının ihtiyaç duyduğu bir durumdur. Hiç ağlayamamak da aşırı ağlamak da göz ışığı için olumlu durumlar değildir ama ne çare ki bazı durumlar göze bakmaz ve döker gözün yaşını hunharca.

Göz, Farsçada "çeşm" demektir ve bizdeki çeşme sözcüğüne denk gelir. Çeşme en genel tabirle "su kaynağı" anlamına gelir ki böylece "iki gözü iki çeşme olmak" daha bir anlam kazanır. Çeşmenin bir diğer anlamı da "pınar" demektir. İşte göz çukurlarının ardında yer alan göz pınarları bu çeşmeden akar. Böylece ağlamak öyle bir hâl alır ki bazen göz pınarları kuruyuncaya dek bu durum sürüp gider. Çeşme için su kaynağı olarak aldığımız kıstası, ben göz için “ışık kaynağı” olarak almak istiyorum. Böylece ağlamayı, aldığı ışığı geri döken bir duruma benzetmek istiyorum. Evet, göz ağladığında kendini, ışığını döker. İstemez başka bir ışık. Eksik olan ışık lâzımdır ona. Gerisi fuzulidir. Buraya kadar şaşılacak pek fazla bir durum yok asıl olan ayrıntı deyimin çıkış noktasındadır. Bu ayrıntı iki gözü iki çeşme yapan durum değil, bu çeşmelerin açıkta olmasıdır. Çünkü ağlama orta yerde yapılır bir durum değildir. Çoğu kez göz bu işi gizli yapmak ister ve göz pınarları gibi kuytu, görünmeyen bir yer arar kendine. En azından has gözyaşları bunu ister. Utanır, sakınır kendini ışıktan. Başka bir gözün bunu görmesini istemez. Demin de dediğim gibi ışığa benzettiğim gözyaşı, artık başka ışık istemez ve vakit ışığı geri verme vaktidir. Işığın olmadığı en makul vakit gece vaktidir ve gecenin dili de bu sebepledir ki sessizdir. Vakit ağlamak vaktidir. İki gözü iki çeşme olan birinin ise geceyi bekleyecek ne vakti ne de dermanı vardır. Üstelik böyle zamanlarda mekân da önemini yitirir ve böylece başka bir göz bu iki çeşmeyi görür. İşte deyim böylece dile gelir.

Göze biraz daha baktığımızda oldukça ilgili başka bağlantılar da bulmak mümkün. Meselâ bazı yaraların uç bölümüne göz denir ki yara ilk o noktada, o uçta oluşur. Tıpkı ışığın ilk girdiği yer olan göz ucu gibi. Ağacın dallarında tomurcuk veren yerlerin her birine de göz denir. Buradaki durumu da ışığın bir ürünü olarak görmek mümkün. Bir başka bağlantı ise "ağaran baş, ağlayan göz gizlenmez" atasözüdür. Burada ağlayan gözün gizlenememesinin nedeni has ağlamak kastedildiği içindir ve göz ağladığında silinse bile kolay kolay etkisi gitmeyen bir ıslaklık bırakır ardında ve bu insanı ele verir. Kuru olan hâlinden farkı temizlenmiş olmasında yatar. Gözyaşı hem fiziksel olarak mikropları döker hem de parlaklık katar, paklar. Âşığın gözü kördür ya da aşkın gözü gördür'de ise ağlamakla ilişkili olarak, âşık kişi ağlayan kişidir; bu ağlamak gözü kör edinceye dek süren bir olaydır. Çünkü yine asıl görülmek istenenden gayrisi göze yasaktır. Bir de kanlı gözyaşı dökmek var ki onu da sizlerin yorumuna bırakıyorum...
Yazıyı Kul Emrah'ın bir dörtlüğüyle noktalama istiyorum.


...
Dünya bana dar olacak
Bu ayrılık zor olacak
Çok ağlarsam kör olacak
Gözüm neyleyim neyleyim
...
Kul Emrah


.......................................
Yazıyı yazarken Göksel Baktagir'den dinlediğim Müşterk Taksim parçasını da paylaşmak istedim.



.

3 Yorum:

alizafersapci dedi ki... 26 Ocak 2010 21:27  

İyi bir paylaşım. Teşekkürler.

su dedi ki... 28 Ocak 2010 00:07  

TREN SESİ
Garibim
Ne bir güzel var
Avutacak gönlümü
Bu şehirde,
Ne de tanıdık bir çehre;
Bir tren sesi
Duymaya göreyim
İki gözüm iki çeşme.

Orhan VELİ

Ömero dedi ki... 28 Ocak 2010 00:48  

Açıkçası SU'dan böyle bir karşılık bekliyordum... :)
iyilikler,

Konuyla ilgili düşüncelerinizi ekleyin↓

― Lütfen konuya yönelik yorum yapınız.
― Blog'a yönelik yorumlarınızı " Blog Yorumları " sayfasına bırakınız...
― Google Hesabı olmayanlar Yorumlama Biçiminden Adı / URL'yi veya ANONİM seçerek yorum yapabilir...

Son yorumlar

! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor diyenler...

Yazıları

: : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : :



... paylaşmak istedikleriniz varsa ...


Site içeriğine (M) ve konulara uygun olduğunu düşündüğünüz haberleri, görselleri, yazıları.. e-posta yoluyla bilgilerini yollayın paylaşalım.

.
..... Her şeyi değil, şeyleri paylaşan site ......