! Anladım ki anlamak yetmiyor

her şey aynıdır, yalnızca biz farklı görürüz

-.---Yazılar e-postana gelsin ↓

e-postanızı yazın:


-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-
Bu geniş eksenli konuda üzerinde duracağımız nokta, batının oluşturduğu düşünme sistemi ve bu sistemin doğu üzerinde düşünmemeye buna bağlı olarak da inançsızlığa yönlendirmesi ve esirleştirmesi olacaktır. Batının bu düşündürme modelinde etkisi gizli bir unsur vardır. İnsan ne düşünürse ya da nasıl düşünürse inançsızlaşır ve köle haline gelir?

Batının başta kendi toplumunu, sonrasında da doğu toplumlarını, emperyalist ve materyalist gücünü ve düşündürme yöntemini kullanarak nasıl din gerçeğinden uzaklaştırmaya çalıştığına yönelik bir yazı olduğunu vurgulayıp devam etmek istiyorum.

Yazı iki temel başlık altında yer alacaktır. İlki "düşünmeden, sorgulamadan uzak tutarak doğuyu dinsizleştirmek" ikincisi ise "düşündürerek, sorgulatarak dinsizleştirmek".

Düşünmek ya da şöyle diyelim çok düşünmek insanı ya bir şeylere köklü inanmaya yahut inançsızlığa sürükler. Peki bu iki durum arasında ne gibi bir sosyo-politik ilişki vardır?

Sosyal faktörü: Doğunun batıya nazaran daha çok din temelli bir sosyal yapıda olması.
Politik faktörü ise: Din olgusunun toplumları bir arada tutan yapısı gereği, batı devletlerinin bu durum karşısında çekinceleri.

Özgürlüğün, özgür düşüncenin timsali olarak alınan batı, tarihe hiç de öyle geçmemiş, tersine devlet ya da din yapısına ters düşen her düşünceyi giyotinden hiç acımadan geçirmiştir. Bugün bile özgürlüğün ve demokrasinin dağıtıcısı olarak kendini tanıtan Amerika'da bile insan haklarına ters düşen idam infazları gerçekleşmektedir.

Batı genel anlamda insanı düşünmeden, araştırmadan, irdeleyip üretmekten uzak tutmak ister ki düşünüp derinlere dalmasın. Çünkü derinler tanrı kavramı ile sırlıdır. Çünkü bu derinliğin sonu din temelli bir inanışa çıkar. Bu sebeple eninde sonunda oraya düşecek olan insanı oyalayıp emrinden(uyuşturarak) çıkmaması için elinden geleni yapar... Bunca hareketliliği, kaosu, meşguliyeti icat ederek, bu meşgul tutan unsurlara zincirlemiş, hareket ve düşünme yetisini yitirmesi için elinden geleni yapmaktadır.

Bugün televizyon ve televizyondaki magazin yahut eğlence kültürüne ait oluşmuş tüm etmenler aslında birer uyuşturucudur. Nasıl ki kimi kesim için "arabesk müzik" acılarla uyuşturulmuş şarkılar olarak görülür, televizyon arabeski de işte bu magazinsel ve eğlence noktalarını oluşturarak insanı oyalar ve aynı zamanda da para kazanmış olur. Yarın hiçbir işimize yaramayacak ve bir süre sonra unutacağımız ne kadar şey varsa işte bunların hepsi televizyon arabeski tarafından üretilir, uyuşturmanın en etkili yöntemlerindendir bu. Konuyla ilişkili olarak da bir diğer şekli ise iç kargaşa yaratmaktır. Kişi çoğu kez içinde oldu için bilmez ya da göremez. Örneğin bizim dünya diye bir kürede olduğumuzu, bilmem kaç milyon yıl sonra anladığımız gibi... Şimdi de bulunduğumuz uzayın neyin içinde oluğunu kim bilir kaç milyar yıl sonra öğreneceğiz, ya da öğrenebilecek miyiz?

Konuya dönecek olursak geçici ve içi boş olan her şey geçici zevkler ve heyecanlar vermekten öteye geçmez. Tüketen kültür, sürekli tükenir ve yenilenmek ister. Batının düşünmeyen ve sorgulamayan insan modelini yaratması ve kopyalarını yapması bu bağlamda hiç de zor olmamış, örnek bir model yarattıktan sonra o modelin ister istemez kendini tekrarlaması, kopyalaması kaçınılmaz olmuştur. Örneğin "Alacakaranlık Efsanesi" diye saçma sapan bir dizi film ortaya ısıtarak çıkarıp, ardından 3 bölüme yayıp ve diğer yandan da benzer filmleri ve kitaplarını çıkarıp insanları içi boş bir efsaneye inandırarak zaman kaybettirmiştir. Hepsinden de önemlisi, eleştiri yetisini kaybediyor insan, bir süre sonra bunun kültürünü yaratıp içi bomboş bir zaman harcatıyor toplumlara. Amerika da filimler devlet siparişi üzerinden üretilir ve güncel durumu değiştirmek ya da başka bir kanala yöneltmek için kullanır. Belli konular senaristlere gider, onlarda en güzel şekilde süsleyip toplumlara haddi hesabı olmayan paralarla satar. Film festivallerinde Amerikan filmleri pek olmaz. Gösterilen filmler ya doğu kökenli ya da Avrupa filmleridir. Bu noktada Avrupa'da film yapanlar batısına nazaran daha masumdur ve izlenebilir filmlerdir.

20. yy buluşu kopyala-yapıştır!
Bu nokta hayli önemlidir. Kopyala-yapıştır ezberci, emeksiz ve niteliksiz çoğalmanın sembolü haline gelmiştir. Kopyala-yapıştır aslında aynı şeydir, farklılık yoktur bu yöntemde. Çünkü eğer bir şey kopyalanmışsa, öncesinde yapıştırıldığı için mümkün olmuştur. Yapıştırılan şey de yine kopya anlamına gelir. Canlı Türleri'nde olduğu gibi, ideolojiler de ve düşünce sistemlerinde de türler kendini çoğaltma ve yayma eğilimindedir. Bir fikir ya da düşünme modeli oluştuktan sonra tüm hızıyla kendine yandaşlar, fikirdaşlar bulmaya çalışır. Çünkü bir düşünce de oluştuktan sonra canlanmış ve her canlı gibi kendini çoğaltma güdüsü ile donatılmış bulur. Sosyalizmin veya kapitalizmin oluştuktan sonra kendini yaymak istemesi gibi. Batı işte bu noktada çok fazla çabalamadan insanı düşünceden, düşünmekten uzaklaştırmak için geçici, yarına kalmayan ne kadar şey varsa bir kere yaratmış ve kendini zahmetsizce çoğaltmasını sağlamıştır.

Hiç bir derin düşünce, her hangi bir inanışa yönelmeden duramaz. Bu unsurun metafiziksel bir yanın olmasına gerek yoktur. Burada önemli olan, düşünce derinliğinin bir kavrama, bir nesneye köklüce inanma gereksinimidir. Bu da düşüncenin doğasıdır yani yönelme. Yazımın başında da dediğim gibi ilkin kendi toplumunu sonrasında da doğuyu bu alışkanlık içine çekmeye çalışmakta. Günü yaşayıp, meçhul olan yarını düşünme der batı.

Şüphesiz doğunun inanç sistemi ve mistisizmi batıya göre ya da oranla daha çok ve daha güçlü bir alt yapıya sahiptir. Bu yapıyı kökünden silemeyeceğini bildiğinden, değiştirebildiği kadarını değiştirip, dönüştürmeye programlı sistemler üretmek ve bunu korumakla kendi varlığını sürdürebileceğinin farkındadır. Batı şimdilik bunu, toplumları kendi inanç sistemlerinden uzak tutmak için gayet iyi yapmakta ve başarmaktadır. Yalnız batının burada kaçırdığı bir nokta vardır(aslında farkındadır fakat bunu önleme formülünü bulamamıştır), oluşturduğu bu silah nihayetinde kendine de doğrultulmuş olarak geri döner... Bunlar İntiharlar, tekil ve toplu cinayetler, sapkınlık, ruh ve sinir bozuklukları, yalnızlaşma vs. Tüm bunlar batının oluşturduğu kültür ve duygusuzluk kültürünün dönütleridir ve bu konudaki oranlar doğuya gittikçe azalma gösterir. Nedeni basit! Batı insana faydacı bir gözle bakar, her insan onun için potansiyel bir gelir kaynağıdır. Oysa doğuda bu kavram: "Her insan bir değer kaynağıdır" mantığı vardır. Doğu yetinmeyi ve durmayı bilir. Batı liberal ve kârcı mantık güder. Gelir getirmeyen hiçbir şeyin anlamı ve önemi yoktur. Durmak, batı için son demektir. Oysa doğuda durmak(meditasyon/derin düşünme) her şey olmaktır. Bizdeki vahdet-i vücud gibi.

Batı için inanç, bir tehdittir. Çünkü inanan kişi, dünyevi kazançtan uzak duran kişidir. (Bu noktada inançlı gibi görünen ama gereğince hakkını vermeyen kişilerin inanç sistemin timsalleri olarak örneklendirilmesini pek doğru bulmam. Böyle örnekler ancak kişinin kendisini kirletir, inancın kendisini değil.) Dünyevi bir beklentisi olmayan kişi ister istemez, beklentisi dünyevi olan bir sisteme tehditten başka bir şey olmaz. Dolayısıyla batı el altından tüm bu yarattığı sistem içinde doğu inanç sistemlerini eritme, erozyona uğratma formüllerini de zamana yayarak insanı biçimlendirmek(formatlamak) ister. Neden ve nasıl? (ikinci yazıda bu sorulara yanıt aranacaktır)


Not: İki baskın din olan İslâmiyet ve Hıristiyanlık arasında küçük ama etkili birkaç nokta vardır. İlki, İslâmiyetin Hıristiyanlığa nazaran daha sağlam ve değişmeyen unsurlarının olması. İkincisi ise İslâmi düşünme modelinin emperyalizme bir tehdit olarak öne çıkmasıdır. Bir sonraki konuda Batının Doğu Üzerindeki Düşünce Hareketi 2 "Düşünüyorum Öyleyse İnançsızım" konusuna değineceğim. Yazının başında da dediğim gibi insan ne düşünürse inançsızlaşır ya da nasıl düşünürse? Önermeme ters gibi görünen, düşünme işinin nasıl inançsızlığa ittiğini irdelemeye çalışacağım.

Ömer Saylık Davutoğlu
mart'09

İkinci kısım: Batının Doğu Üzerindeki Düşünce Hareketi 2 (Düşünüyorum Öyleyse İnançsızım)

1 Yorum:

alizafersapci dedi ki... 21 Şubat 2010 14:57  

Zor bir yazıydı, anlamaya çalışıyorum. Teşekkürler.

Konuyla ilgili düşüncelerinizi ekleyin↓

― Lütfen konuya yönelik yorum yapınız.
― Blog'a yönelik yorumlarınızı " Blog Yorumları " sayfasına bırakınız...
― Google Hesabı olmayanlar Yorumlama Biçiminden Adı / URL'yi veya ANONİM seçerek yorum yapabilir...

Son yorumlar

! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor diyenler...

Yazıları

: : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : :



... paylaşmak istedikleriniz varsa ...


Site içeriğine (M) ve konulara uygun olduğunu düşündüğünüz haberleri, görselleri, yazıları.. e-posta yoluyla bilgilerini yollayın paylaşalım.

.
..... Her şeyi değil, şeyleri paylaşan site ......