! Anladım ki anlamak yetmiyor

her şey aynıdır, yalnızca biz farklı görürüz

-.---Yazılar e-postana gelsin ↓

e-postanızı yazın:


-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-
Asıl adı Sema Moritz olan sanatçı 1980'lerde müziğe atılır ve pek çok değerli projeye imza atar. Sesinde zengin bir deyiş yelpazesi vardır ve bunları çıkarmak için özel bir çaba sarf etmez. Yine de sesi pek çok ses arasında bir anda ayrılır. Sesinin kıvrak inceliği dışında müziğin, müziğimizin de önemi üzerine çalışmalar yapan ve kültürümüzü daha zengin yorumlanabilir kılan bir müzisyen Sema.

Derlediğim müziklerinin dışında bir de Birgun Fırat İlim'in yaptığı bir röportajı da paylaşıyorum.
(Başlık, röportajdan alınmıştır.)




Derlediğim müzikler 5 albümden seçtiğim parçalardan oluşmaktadır.
1995 Sihir
1996 Hommage an İstanbul
1998 Gülnihal
2006 Ekho 1 (Efsane Hanımlar Legendary Ladies)
2009 Ekho 2 (Efsane Hanımlar Legendary Ladies)

Ekho 1 ve 2, kadın bestecilerin parçalarından oluşmuştur ve doğru bir sesle yeni yorumlarına kavuşmuştur. Ö.S.D.

.........................................................

Sema Moritz ya da eski soyadı ile Sema Yörükoğlu, Ankara’da dogdu. 1980 yilinda Ankara Dil Tarih ve Cografya Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Berlin’e gitti. Klasik Türk Müzigi’nden yola çikarak caz, Brecht Liedler, Yiddish Getto sarkilari, deneysel müzikle kendine özgü yorumunu yaratti.

‘Ensemble Kreuzberger Freunde’ grubunun solistligini yapti. Bu grupla Yunus Emre, Mevlana, Dede Efendi ve Nazım Hikmet’i seslendirdi.



1989 yılında alman müzisyenlerden olusan “Sema&Taksim” adli kendi grubunu kurdu. Taksim grubuyla “İstanbul’u Dinliyorum”, “Sihir-Zauber”, “Hommage In İstanbul” ve “Gülnihal” CD’lerini çıkardı. Tuncel Kurtiz’le birlikte “Şeyh Bedrettin Destanı”nı yorumladı. Türkiye ve Avrupa turnelerini yaptılar ve bir CD hazırladılar. Piyano, saksafon, kontrabas, bateri yaninda bandeneon ve tabla enstrümanlarini da kullandi. Grup birçok uluslar arasi festivale katildi. Tuncel Kurtiz ile “Seyh Bedreddin Destani”ni seslendirdi,

Istanbul’da ilk kez Aya Irini’de “Istanbul’u Dinliyorum” Almanya Erfurt Thomaskirche’de “Kudüs 3000 Için Hosgörünün Anisina” adli konsere Giora Feidman, Rus Ortodoks Korosu Arte Chorale gibi dünyaca ünlü gruplarla katildi.

2006 yılında operetler, tangolar, fokstrotlar, birbirinden güzel şarkılardan oluşan Ekho / Efsane Hanımlar albümünü çıkardı.

Türk müziği dışında Giora Feidman ile başladığı çalışmalarla Yiddish lied’leri, özellikle Getto Lied’leri yorumladı. Brecht Lied’ler, ses instelasyon performansları, Seyyan Hanım Tangoları’nın bugünkü yorumları, Sahne-Şan “Workshop”ları Sema’nın üzerinde yoğunlaştığı alanlarUluslararasi mekan akustigi uzmani Andres Bosshard ile Köln Müzik Akademisi’nin düzenledigi per/SON Festivali’nde Trinitatiskirche’de “21 Donnerrollen” adi altinda ilk deneysel ses performansini gerçeklestirdi. Ayni yil Zürih’de Daniela Zehnder’in yönetiminde isik-dans-ses performansina katildi, Mustafa Kaplan ve Hüseyin Katircioglu ile birlikte uluslararasi dansçi ve müzisyenlerle çalisti.

Istanbul Tiyatro Festivali’nde 5. Sokak Tiyatrosu’nun prodüksiyonu olan Mustafa Avkiran’in rejisinde Murathan Mungan’in yazdigi “Dumrul ile Azrail” adli oyunda Engin Yörükoglu ile birlikte müzik yapti ve rol aldi. Bu oyunla Zürih, Rotterdam, Utrecht, Haarlem, Arnheim, Tunus, Berlin, Donau Tiyatro Festivali (Avusturya)’ne katildi, turneye çikti.

1980 yilinda Ankara Dil Tarih ve Cografya Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Berlin’e gitti. Klasik Türk Müzigi’nden yola çikarak caz, Brecht Liedler, Yiddish Getto sarkilari, deneysel müzikle kendine özgü yorumunu yaratti.

1984-86 ‘Ensemble Kreuzberger Freunde’ grubunun solistligini yapti. Bu grupla Yunus Emre, Mevlana, Dede Efendi ve Nazim Hikmet’i seslendirdi.

1987 Alman müzisyenlerden olusan “Sema&Taksim” adli kendi grubunu kurdu. Piyano, saksafon, kontrabas, bateri yaninda bandeneon ve tabla enstrümanlarini da kullandi. Grup birçok uluslar arasi festivale katildi.

1989 Karinet ustasi Giora Feidman ile tanisti ve birlikte ortak çalismalar yapti.

1994 Tuncel Kurtiz ile “Seyh Bedreddin Destani”ni Yerebatan Sarnici’nda seslendirdi, bu oyunla Türkiye ve Avrupa turneleri yapti.

1995 Istanbul’da ilk kez Aya Irini’de “Istanbul’u Dinliyorum”

1996 Ayni grupla CRR salonunda “Anilarda Istanbul”u seslendirdi.

1996 Almanya Erfurt Thomaskirche’de “Kudüs 3000 Için Hosgörünün Anisina” adli konsere Giora Feidman, Rus Ortodoks Korosu Arte Chorale gibi dünyaca ünlü gruplarla katildi.

1997’de Assos Gösteri Sanatlari Festivali’nde rejisörlügünü Hüseyin Katircioglu’nun yaptigi gösteride “Safo”nun siirlerini besteledi ve uluslararasi müzisyenlerle seslendirdi.

1997’den itibaren Cumhuriyetin ilk dönemi tangolarini seslendirdi. Bu çalismalarina “Seven Kalp Böyle Yanar” adli programini ekledi.

1998 Uluslararasi mekan akustigi uzmani Andres Bosshard ile Köln Müzik Akademisi’nin düzenledigi per/SON Festivali’nde Trinitatiskirche’de “21 Donnerrollen” adi altinda ilk deneysel ses performansini gerçeklestirdi.
Ayni yil Zürih’de Daniela Zehnder’in yönetiminde isik-dans-ses performansina katildi, Mustafa Kaplan ve Hüseyin Katircioglu ile birlikte uluslararasi dansçi ve müzisyenlerle çalisti.

1998 Körber Vakfi’nin Bonn’da düzenledigi “Türk-Alman Iliskilerinde Tabulastirilan Faktör: Din” konulu sempozyuma sanatçi olarak davet edildi, “Sema&Taksim”le Yunus Emre ve Mevlana ilahilerini seslendirdi.

2000 Yili Nisan ayinda “Ilahiler ve Nefesler”i bu kez Berlin’de Heilig Kreuz Kilisesi’nde, farkli bir anlayisla, Henning Schmiedt’in kilise orgu ve çembalo’su, Uli Moritz’in perküsyonu, Süleyman Erguner’in neyi esliginde yeniden yorumladi.

2000 Istanbul Tiyatro Festivali’nde 5. Sokak Tiyatrosu’nun prodüksiyonu olan Mustafa Avkiran’in rejisinde Murathan Mungan’in yazdigi “Dumrul ile Azrail” adli oyunda Engin Yörükoglu ile birlikte müzik yapti ve rol aldi. Bu oyunla Zürih, Rotterdam, Utrecht, Haarlem, Arnheim, Tunus, Berlin, Donau Tiyatro Festivali (Avusturya)’ne katildi, turneye çikti.

2002 Istanbul Tiyatro Festivali’nde rejisini Genco Erkal’in yaptigi “Nazim’a Armagan” adli gösteride yer aldi.

2003 Istanbul Müzik Festivali’nde “Ilahiler ve Nefesler” projesini 20 Haziran’da Koç Müzesi’nde gerçeklestirdi.

2003 Mustafa Avkiran rejisinde sahnelenen “Asura” gösterisi kadrosunda rol aldi. Bu oyun 2003 yilinda Zürich Theater Spektakel festivalinde, Hollanda Rotterdamse Schowburg, Utrecht Stadtschowburg’da gösterildi..
Gösterinin Türkiye prömiyeri 2004 Istanbul Tiyatro Festivali programi çerçevesinde yapildi.

2004 Subat ayindan itibaren Babylon’da “Efsane Hanimlar” adli dizi konserlerine basladi. Nisan ayinda Macaristan Mediawava festivalinde festivalin açilisini Seyh Bedreddin Destani ile yapti.

2005 Isviçre, Bern’de “La Mer Blanche” Festivali’nin kapanis konserini “Efsana Hanimlar” programiyla yapti.

2005 Agustos ayni programla Zürcher Theaterpektakel festivaline davet edildi.

2006 Subat, Antwerpen/Belçika 0090 Festivali’nde Arjantin, Belçika ve Romanyali müzisyenlerden olusan grupla “Efsane Hanimlar”i “TangoSpirit” basligi altinda yeniden yorumladi.

2006 8. Mart, Babylon’da “Efsane Hanimlar” Konseri.

2006 Mart, Almanya/Nürnberg “Türkei/Deutschland” Film Festivali Kapanis Konseri.

2006 Nisan, Almanya/Bremen’de “Efsane Hanimlar” Konseri.

2006 Mayis, Belçika Yaz Festivali’nde “TangoSpirit” konserinin tekrari.

2006 Mayis, Almanya/Dresden “Glauben” Festivalinde “Ilahiler ve Nefesler” programini sundu.

2006 Mayis, Almanya/Bochum “Glauben” Festivalinde “Ilahiler ve Nefesler” programini sundu.

2006 Temmuz, Almanya/Lörrach “StimmenFestival”de üç gün boyunca günde üç kez iki ayri sanatçi ile birlikte üç ayri kilisede Süleyman Çelebi’nin “Mevlid”ini okudu. Ayni programi Belçika “Sfinks” festivalinde tekrarladi.

2006 Agustos, Isviçre/Zürich “Theaterspektakel” Festivalinde “Mevlid”i Gessner Allee Tiyatrosu’nda a-capella okudu.

2006 Eylül Istanbul ve Ankara’da “Türkiye-Finlandiya/Tangoda Beraber” Festivalinde “Efsane Hanimlari” seslendirdi.

5. Sokak Tiyatrosu (Mustafa-Övül Avkiran) ile “Ashura” gösterileri:
2006 Nisan/Istanbul “garajistanbul”
2006 Haziran / Freiburg-Almanya “GlaubenFestival”
2006 Temmuz / Lörrach-Almanya “Stimmenfestival”
2006 Agustos / Kopenhag-Odense-Aarhus /Danimarka “Tiyatro Festivali”
2006 Agustos / Zürich-Isviçre “Theaterspektakel”
2006 Eylül / Rotterdam-Hollanda “De Internationale Keuze” Festivali


...............
Birgun Fırat İlim'in röportajı
Son olarak ‘Efsane Hanımlar’ projesinin ‘Ekho I’ ve ‘Ekho II’ isimli albümleriyle dinleyicilerinin huzuruna çıkan‚ fakat daha ziyade sizin ‘Fikrimin İnce Gülü’ isimli şarkıyı televizyonlardan dinlemeye başladıktan sonra merak edip didiklediğiniz ve bu yolla ufak bir tanışıklığınızın bulunduğu çok kıymetli bir müzisyenle‚ Sema ile ufak bir söyleşi yaptık. Konumuz aynı zamanda müzikti‚ biraz siyaset ve tarih‚ müzik tarihi. Ufak kırpmalarla‚ aslına uygun olarak karşınızda.

» Merhaba efendim‚ hoş geldiniz.
Hoş bulduk.

» Öncelikle özgeçmişinizle başlayalım isterseniz. Seksenlerde Türkiye dışına çıktığınızı biliyoruz. Biraz anlatır mısınız‚ o dönem neydi yurt dışına çıkmanıza neden?
Ben tam 1980’de Ankara Üniversitesi DTCF’den mezun oldum. Biliyorsunuz o dönem çok ciddi bir askeri darbe olmuştu. O karışık dönemde yurtdışına çıkmanın ve yüksek lisansı yurtdışında yapmanın daha iyi olacağını düşündüm ve Sosyal Bilimler master’ı yapmak üzere Berlin’e gittim.

» Ve sanırım ilk defa o dönem Berlin’de başladığınız müziğe.
Evet. İlk grup çalışmam Berlin’de Yabanel’le olmuştu. Çok hızlı geçen bir dönemdi. Turnelere çıkıyoruz‚ bazen oturup bir gecelik kasetler yapıyoruz. İşte o dönem‚ yurtdışına çıktım ve gezmeye başladım. İlginç bir dönemdi. Sonra Tahsin İncirci ile ile tanıştım. O çok profesyonel bir besteci. Onun grubunda solist olarak çalışmaya başladım. Sonra 1987 yılında kendi grubumu kurdum‚ Sema&Taksim. İlk albüm ‘İstanbul’u Dinliyorum’ 1989’da çıktı‚ arkasından ‘Sihir’‚ arkasından ‘Anılar ve İstanbul’. Sonra ‘Şeyh Bedrettin Destanı’nı yaptık Tuncel Kurtiz ile. Sonra biraz tiyatroya bulaştım. Önce Murathan Mungan’ın ‘Dumrul ile Azrail’inde oynadım. O iş ciddi ses getirdi ve tiyatroya devam ettim. Sonra Mustafa&Övül Alkıran ile ‘Aşura’yı yaptık‚ şimdi onunla birlikte turnedeyiz.

» ‘Efsane Hanımlar’ projesi nasıl başladı?
Bahsettiğim dönemin yoğun temposu arasında bir yandan da ‘Efsane Hanımlar’ projesi oluşmaya başlıyordu... 1890-1940 arası İstanbul’da sahne almış hanımların şarkılarını araştırıp‚ bularak söylemeye başladım. Bu şarkılardan oluşan serinin ilk albüm 2006’da çıktı. Şimdi ikincisi 2009’da çıktı. Yani biz İstanbul aşığı olarak yaşamaya devam ediyoruz.

» Berlin’de Ensemble Kreuzberger Freunde ve Sema&Taksim gruplarıyla çalıştığınız vakitlerde repertuarınızda Yunus Emre‚ Mevlana‚ Dede Efendi ve Nâzım Hikmet’in eserleri mevcuttu. Ve bildiğim kadarıyla besteler de size aitti…
Yok‚ aslında bunların hepsini ben bestelemedim. Bestelenmiş şiirleri de okudum. Aralarında Yunus Emre de vardı‚ Pir Sultan Abdal da… Bunlar Anadolu topraklarından çıkan değerlere ait‚ benim kendim söylemeyi sevdiğim‚ metinlere hayran olarak söylediğim ozanların eserleri. Fırsat buldukça bunları seslendirmeye çalıştım.

» Peki ya Sappho’nun şiirleri?
Sappho’nun benim için hâlâ çok özel bir yeri var. Çünkü o yıllarda‚ 1995 yılında Assos’ta Tiyatro festivali yapılıyordu. Hüseyin Katırcıoğlu diye çok değerli bir arkadaşımız maalesef bir tiyatro çatısını onarırken çatıdan düşüp yaşamını yitirdi. Onun önerisiyle oldu. Çünkü yer Assos’tu ve karşımızda Midilli‚ Yunancasıyla Lespos adası vardı. Birlikte çalışacağımız insanlar arasında yabancı müzisyenler de sayıca çoğunluktaydı. Sappho yapmak istiyorum dedi‚ öyle deyince ben şarkıcı kimliğimle‚ oturup hepsini seslendirdim. Besteledim demeyeyim çünkü beste çok özel bir iş‚ öyle herkes kolay kolay beste yapamaz. Şarkı sözü yazarsınız‚ yazılan şarkı sözünü seslendirirsiniz‚ yorumlarsınız; ama besteledim diyemem. Nihayet‚ bu şiirleri seslendirdim ve öteki müzisyenlerle çaldık söyledik.
Saphho hâlâ başucumdaki ender projelerden bir tanesi.

» ‘Ekho I’ ve ‘Ekho II’deki şarkıcılardan birçoğu hakikaten ilginç hikâyelere sahip. Fakat Eftalya Hanım‚ yine Eftalya Hanım’ın‚ zamanında seslendirdiği ‘Kaçsam Bırakıp’ın bestecisi Mehveş Hanım’ın hikâyeleri bir yerden sonra siliniyor. Onlarla ilgili çok az şeye rastlıyoruz. Bu isimler sizce neden bu kadar geri planda kaldı? Dönemin yönetiminin bu konuda bir hatası oldu mu sizce‚ yoksa başka bir nedeni mi vardı?
Evet‚ o dönem ve dönemin karakterleri hakikaten ilginç. Özellikle 1940’lara kadar çok aşama kat edilmiş. Fakat 40’lardan sonra burjuva ve bürokrasi ile başka bir yere gelmiş Türkiye. Bir bürokratlar ülkesi haline gelmiş. En bildiğimiz‚ hâlâ askeri geçitlerde‚ etkinliklerde türlü marşlardan‚ örneğin Onuncu Yıl Marşı’ndan gurur duyuyoruz. Halbuki zaman geçiyor ve o vakitlerden sonra çok daha sağlam adımlar atılmalıydı kültürel olarak. Bu adımlar da biraz sekteye uğramış. Ben bunu hem yönetimlere‚ hem dünyadan kopuk olmaya bağlıyorum.

» Bu adımlar atılmadı‚ fakat atanlara yönelik bir desteği oluyor mu hükümetlerin? Yani‚ sizin özelinizde soralım: Sizin böyle bir destek aldığınız oldu mu veya yurtdışındaki temsiliniz dolayısıyla size devlet nezdinde özel bir ilgi gösterildi mi?
Hayır‚ kesinlikle böyle bir destek olmadı. Bir tek yıllar evvel‚ 1993 yılında‚ uzun süre sonra ilk kez Berlin Kültür Bakanlığı’nın bursuyla gelmiştim İstanbul’a ve üç ay burada kalıp‚ Türkiye’nin‚ İstanbul’un şartlarını koklama imkânı bulmuştum. Bu‚ maddi manevi‚ çok büyük bir destekti. Ve sanatçıların böyle bir desteğe ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

» Ama bu desteği Berlin’den gördünüz…?
Evet. Fakat‚ şimdi Kültür Bakanlığı bana derse ki‚ çevredeki kadın sanatçılarla ilgili bir proje yapılacak ve bunun için de sizden destek arıyoruz dese‚ bu desteği kesinlikle esirgemem. Yani‚ benim anarşist ruhum hükümeti ya da devleti karşıma alarak iş yapmaya yönlendirmez beni; tam tersi‚ ortaya koyduğumu her ne için kullanacaklarsa‚ ne kadar yararlanabileceklerse yararlansınlar; böyle yönlendirir. Derlerse bana‚ git Sema‚ on şehirde ‘Efsane Hanımlar’ımızla ilgili konser ver‚ anlat derlerse niye anlatmayayım ki. Bu doğru bir kültürel çalışma olur. Ve bu noktada artık hükümetlerin‚ devletlerin karşısında olmak veya olmamak gibi iki seçenek arasından bakmıyorum dünyaya. Ben zaten şimdiye kadar gerek sesimle gerek ömrümle bu çalışmalar için kendimi ortaya koymuşum. Bu yere kadar da bir takım sonuçlar vermiş. Bu yerden sonra da destek verirlerse ne ala‚ vermezlerse de ne yapalım‚ ben devam ederim yaptığım işe.

» Peki Avrupa’nın insanımıza karşı tanımazlığı ve insanımızın kendi kültürüne kayıtsızlığı arasında nasıl bir yerde gidip geldiniz?
Yani‚ Almanya’da kaldığım dönemlerden biliyorum‚ bilmem katılır mısınız‚ Avrupa insanının bizimle ilgili anlamsız bir bilgisizliği‚ tanımazlığı var.

» Siz bununla yüzleştiniz mi hiç?
Tabii tabii. Yani‚ şimdi bana sorsanız nerelisin diye‚ ben Berlin’liyim derim. Çünkü Berlin’de müziğe başladım‚ Berlin’de özgürlüğün ne demek olduğunu anladım. Dünyaya bakışımı orada şekillendirdim‚ dünyanın müziğini orada tanıdım. Onun için ben Berlin’liyim. Ama şu çok açık ki‚ Avrupa’da hâlâ yabancı olmak‚ kendi müziğini yapmak hâlâ egzotik şeyler olarak görülüyor. Benim isyan ettiğim şey ise‚ Almanya’da göçmenlerle ilgili bir hak ihlali oluyorsa‚ insanlar katlediliyorlarsa‚ Türklerin evi kundaklanıyorsa hemen bizi çağırıyorlardı‚ bir gece düzenleniyordu‚ şarkı söylüyorduk. Fakat bunun dışında bize kesinlikle yer yoktu. Biz çekmecelerde yaşıyorduk ve hâlâ öyle. Uluslararası bilinirliği olan üç tane beş tane isim var‚ onun dışında yurtdışında kendini kanıtlamış‚ büyük kitlelere mal olmuş bir tane adam yok hâlâ. Bunun en büyük nedeni‚ biz hâlâ onların gözünde egzotiğiz. Yani‚ benim iyi Almanca konuşmamdan bütün Almanlar Allah Allah‚ hiç Türk’e benzemiyorsun gibi abuk sabuk şeyler söylüyorlardı. Yani‚ burası aslında bizim hâlâ sığındığımız ve bizim korunaklı alanlarımız burası diye düşünüyorum. Ve biz bu topraklarda kendi savaşımızı vereceğiz‚ kendi işimizi yapacağız. Yok‚ ben tabi ki hâlâ çok kolay yurtdışına gidebilirim‚ paramı orada kazanabilirim‚ orada yaşayabilirim‚ oradan turneler yapabilirim. Ama orada hep çekmecelerde yaşıyorsunuz. Burada da çekmecelerde yaşıyorsunuz ama burada çekmecelerden çıkmak istediğinizde çıkabiliyorsunuz‚ orada üzerinize kilit vuruluyor. Bu yalnızca Almanya’da değil‚ Fransa’da‚ diğer Avrupa ülkelerinde de böyle. Avrupa çok acımasız‚ öyle kimseye kucak açtığı filan yok‚ bize de açmayacaklar. Çünkü biz onlardan çok daha farklı bir yerdeyiz. Ama kendimiz nerede olduğumuzun farkında değiliz. Biz kendi değerlerimizin farkında olduğumuz zaman‚ Yunus Emre’ye‚ Süleyman Çelebi’ye gerçekten hak ettikleri değeri verdiğimiz zaman‚ Efsane Hanımlara‚ Nâzım Hikmet’e sahip çıktığımız zaman yeni bir şey olacak. Yani‚ bizim tek sorunumuz kendi kendimizin değerini henüz fark edememiş olmamız.

» Ya Avrupa’da gördüğünüz‚ duyduğunuz müzikler? Bizimkiyle ilgileri‚ farkları‚ benzerlikleri nelerdi?
Değer açısından bir farklılık göremiyorum aslında. Yani bir Bach ne kadar değerliyse‚ Süleyman Çelebi de o kadar değerlidir. Fakat tabii müziğimizde farklılıklar var‚ enstrümanlarımızda‚ bu enstrümanları kullanışlarımızda‚ tavırlarda. Ama şu kadarını söyleyebilirim‚ bizim kültürümüz de bir derya ve ne yazık ki hâlâ farkında değiliz. Farkında olmamak bir yana‚ basbayağı çöplük olarak kullanıyoruz.

» Çöplük olmaya terk edilmiş bu geçmişten siz neler buldunuz?
Albüme Ekho adını vererek önemli bir vurgu yapmaktaydık. Bunlar yapılmış şeyler‚ ben dünyayı yeniden keşfetmiyorum. Benim istediğim‚ bu dönemin tekrar dikkate alınmasıydı. Bu dönem çok önemli. İşi‚ ‘hanımları’ tarafından ele almaya başladım. Bugün birçok yönden niye bu halde olduğumuzun araştırmaları buralardan yapılır. Ben müzikal yönüne baktım. Çünkü biz başka bir yerde olmalıyız diye düşünüyorum‚ öyleydik de. Çünkü‚ baktığınızda o hanımların içerisinde Denizkızı Eftalya var‚ İstanbullu bir Rum; Şamran Hanım var‚ İstanbullu bir Ermeni‚ Sefarad’lardan hanımlar var… Yani biz o dönemde çok kültürlülük‚ çeşitlilik neymiş görmüşüz‚ kozmopolit bir yaşamın örneğini görmüşüz.
Bugüne baktığımızdaysa‚ Türk müziği dinliyoruz bir tek‚ daha doğrusu önümüze gelen ilk şeyi. Yani‚ renksizleşmişiz‚ bir yere takılıp kalmışız. Nostalji dediğimiz bile 70’lerden başlıyor‚ halbuki gerisi var.

» Nostalji derken? Tango’nun artık nostaljide kaldığını mı kastediyorsunuz‚ yoksa halen Türkiye’de üretici bir etkinlik var mı?
Tango derken‚ bizde bir kere Arjantin tangosu yapılmamış; biz‚ Avrupa tangosunu almışız. Avrupa tangosu daha derli toplu‚ kadın daha hanım hanımcık oturmak zorunda. Biz işte bunu almışız. Ama bizde ilk çalınan tangolar çok büyük‚ önemli tangolar değil. Fakat bunlarda da çok farklı bir naiflik var‚ farklı bir söyleyiş tarzı var. Türkiye’de ne kadar tango var bilmiyorum ama İstanbul’da bi Milonga’lar var ama onlar da tamamen Arjantin tango yapıyor. Tabi‚ üretici bir şekilde değil. Nostaljik olarak insanlar dinliyor.
1900’lerden 1940’lara kadar olan dönemde yapılan tango ile ilgili ise daha vahim bir durum var. O zamanlarla ilgili ne nota var‚ ne sözler var‚ ne şarkıcıların adı var. Hiç kimse bir şey bilmiyor. Bu çalışmaları ilk olarak ben başlattım‚ fakat ne yazık ki sonrasında başkaları devam ettirmedi. Ve şu anda bu çalışmaları tek başıma devam ettirmenin zorluğunu yaşıyorum ne yazık ki.

» Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz Sema Hanım.
Ben teşekkür ederim.
.....................

Okho 1 için tulumba.com'daki yazı:
Bu şarkılar beni içlerine çeken beni de unutma diyen şarkılardır… Bu hanımlar öyküleriyle etkili, sesleriyle büyülü hanımlardır…Seyyan Hanım, Afife Hanım, Mürşide Hanım, Deniz Kızı Eftalya... Bize kalan birkaç taş plak, silik fotoğraflar, birkaç afiş, çok az yazılı belge, çok az anı, kulaklarımızda kalan cızırtılı ama şen şakrak, buğulu, duygulu içten gelen inanılmaz yorumlar... Operetler, tangolar, fokstrotlar, birbirinden güzel şarkılar... Cumhuriyet döneminin kadınları... Bir mum gibi durup mikrofonun önünde şarkı söylerdik, alkışımızı alıp yerimize otururduk, öyle elimizi kolumuzu sallamazdık diyen Seyyan Hanım... Teğmen eşlerine aşık olup, sahneleri terk edip, şarkı söylemekten vazgeçip, onların peşinden şark hizmetine giden Cumhriyet kadınları... Deniz Kızı Eftalya.... Bindi mi kayığa Boğaz'ın iki yakasından da duyulan efsanevi ses...

Anılarda hanımlar... Bu hanımlar teğmen eşlerine aşık olup, sahneleri terk edip, şarkı söylemekten vazgeçip eşleriyle şark hizmetine giden cumhuriyet döneminin kadınlarıdır… Sesleri, kimi kez hüzünlü, kimi kez kırılgan, kimi kez şen şakrak, kimi kez bir bahar çiçeği, kimi kez rüzgarda uçuşan bir kar tanesidir. Kimi kez de ben seni işte böyle baştan çıkarıveririm dercesine acımasızdır … Ağlarsınız… Gülersiniz… Eğlenirsiniz… Ve dayanamayıp kulağınıza çarpan sesleri tekrarlamaya başlarsınız.. Ve bilirsiniz ki bu sesler öyle bitip tükenecek gibi değildir… Efsane hanımları bu kez "Taş Plak Sesli" Sema dan dinleyeceksiniz.

...............

Albüm Çalışmaları:

1986 Çok Uzaklardan Geliyoruz. (We Come from A far) LP. Ensemble Kreuzberger Freunde (ArtWork / Berlin)

1986 Sarkilarim Senin Için (My Songs are for You). MC. Ensemble Kreuzberger Freunde (ArtWork / Berlin)

1990 Istanbul’u Dinliyorum (Listening to Istanbul).
CD. Sema & Taksim (Nebelhorn / Berlin)
MC. Sema & Taksim (Kalan Müzik / Istanbul)

1994 Seyh Bedreddin Destani
CD/MC with Tuncel Kurtiz (Kalan Müzik / Istanbul)

1995 Sihir (Magic)
CD. Sema & Taksim (Peregrina / Ludwigsburg)
MC. Sema & Taksim (Kalan Müzik / Istanbul)

1996 Hommage an Istanbul (Hommage to Istanbul)
CD. Sema & Taksim (Peregrina / Ludwigsburg)

1998 21 Donnerrollen (21 Drum rolls). CD. With Andres Bosshard (Raumklang-Architektur / Studio für Akustische Kunst des WDR / Köln)

1998 Lost goddess 3 try out. CD. With Andres Bosshard (Special edition/Zurich)

1998 Gülnihal, Istanbul’u Dinliyorum, Sihir – A Compilation. CD. Sema & Taksim (Kalan Müzik / Istanbul)

2005 Ilahiler-Nefesler / Mystische Sufigesaenge

2003 Istanbul Uluslararasi Müzik Festivali çerçevesinde Koç Müzesi’nde gerçeklesen konser kaydi -(Peregrina / Ludwigsburg)

2006 EKHO 1 - Efsane Hanimlar - (Hammer Müzik/Istanbul)

2009 EKHO 2 - Efsane Hanimlar

MySpace


.

1 Yorum:

Jose Ramon Santana Vazquez dedi ki... 18 Nisan 2010 02:50  

...traigo
sangre
de
la
tarde
herida
en
la
mano
y
una
vela
de
mi
corazón
para
invitarte
y
darte
este
alma
que
viene
para
compartir
contigo
tu
bello
blog
con
un
ramillete
de
oro
y
claveles
dentro...


desde mis
HORAS ROTAS
Y AULA DE PAZ


TE SIGO TU BLOG




CON saludos de la luna al
reflejarse en el mar de la
poesía...


AFECTUOSAMENTE


ESPERO SEAN DE VUESTRO AGRADO EL POST POETIZADO DE EL NAZARENO- LOVE STORY,- Y- CABALLO, .

José
ramón...

Konuyla ilgili düşüncelerinizi ekleyin↓

― Lütfen konuya yönelik yorum yapınız.
― Blog'a yönelik yorumlarınızı " Blog Yorumları " sayfasına bırakınız...
― Google Hesabı olmayanlar Yorumlama Biçiminden Adı / URL'yi veya ANONİM seçerek yorum yapabilir...

Son yorumlar

! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor diyenler...

Yazıları

: : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : :



... paylaşmak istedikleriniz varsa ...


Site içeriğine (M) ve konulara uygun olduğunu düşündüğünüz haberleri, görselleri, yazıları.. e-posta yoluyla bilgilerini yollayın paylaşalım.

.
..... Her şeyi değil, şeyleri paylaşan site ......