! Anladım ki anlamak yetmiyor

her şey aynıdır, yalnızca biz farklı görürüz

-.---Yazılar e-postana gelsin ↓

e-postanızı yazın:


-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-
Daha önce taslağını yazdığım fakat okuldan fırsat bulup da yayınlayamadığım bir öneri yazımı sizlere sunuyorum.

Malum internet ortamının nimetleri her geçen gün artmakta ve bunların önde gidenlerinden birisi de bloglar ya da kişisel sayfalar oluşturmak alanında yaşanan gelişmeler oldu. Kanımca Türkçe yazan bir blog, blog adını da özdeyişini de Türkçe olarak seçmeli. Bunu neden teklif ettiğime gelince. Aslında pek çok nedeni var ama konuştuğumuz dile, yaşadığımız kültüre sahip çıkmamız gerektiği ön plândadır.

İçeriği, mesajları, duruşu, kullandığı, konuştuğu dili Türkçe olan bir blogun ismi de ve genelde ismin altında veya yanında kullanılan ve blog sahibinin duruşunu, bakış açısını kısacası blogunu ve kendisini temsil eden özdeyişini de (sloganı demek istemiyorum çünkü o da İngilizce) Türkçe yazmalı, seçmeli. Kendini ve blogunu anlatabilecek Türkçe bir cümle ya da isim bulamıyorsa ya da tercih etmiyorsa değindiği diğer konuları da pek sağlıklı cümleler olarak değerlendiremiyorum. Bu, blog adını Türkçe kullananların iyi yazdığı anlamına gelmiyor elbette. Kastetmek istediğim sanırım anlaşılıyor.

Şimdi bu eminim birkaç soru işareti oluşturmuştur kafalarda.
Ben kendimce olabilirlikleri ve olamazları şöyle sıralamak istiyorum:

Bir blog eğer yabancı bir isme sahipse ya o kelime ile ilgili bir içeriğe sahip olmalı ya da o kelime adına açılmış olmalı. Örneğin yabancı bir yapı, sanat eseri, film, şarkıcı, eşya vs. adında olması ve yine içeriğini ona bağlı tutması.

Bir blog özel isim olarak, yabancı bir isme sahipse, ki bu daha olası bir durumdur. Bunda her hangi bir sakınca yok bence. Tabiî yine içeriğinin, ismi ile uyumlu olması koşuluyla Örneğin: Diyojen (Diogenes) isimli bir blog var sayalım. Bu blog içeriğini yine Diyojen'den oluşturmuş olması veya en azından Diyojen'in, blogun pek çok yerinde hissediliyor olması gerekir.

Sanıyorum bu yabancı sözcüklerin ya da isimlerin seçilmesi kısmen özenti, kısmen de aşırı düzeyde kişisel özdeşlik veya duygusal bağlılık... bu ve buna benzer sahiplenmeler önce kişinin kendisini yok eder sonra da içinde olduğu kültür mirasını.


Konuştuğumuz dilin önemi
Bu anlamda konuşulan dil, yaşanılan kültür sanıldığından daha fazla öneme sahip ve rol üstlenmektedir. Yaşadığınız, konuştuğunuz dil size ait değilse, başka bir dilin oluşturduğu düşünceye ve kültüre ait demektir. Şimdi şöyle bir soru doğabilir, e bizim konuştuğumuz dil içinde yer yer yabancı kökenli söz ya da sözcükler geçiyor diye başkalaşacağımız anlamına mı gelir? Evet, aynen bu anlama gelir! Bir dil düşünme noktalarını ve biçimini belirleyen ilk noktadır. Örneğin, kelimesini bilmediğiniz şeyi düşünemez ve de algılayamazsınız. Çünkü kelimeler beyinde düşünce haritalarının yolunu oluşturan yapı taşları gibidir. Dolayısıyla bir dilde ne kadar çok yabancı sözcük varsa, o kadar da o kelimenin ait olduğu dile hizmet var demektir. Ülkemizdeki yabancı kökenli kelimeye sahip işyerlerinin ve kuruluşlarının olması yine o kelimemin milletine veya şirkete hizmet etmekten başka bir şey değildir. Evet, konu bundan ve daha fazlasından bir ehemmiyete sahiptir. Lütfen tercihlerinizi konuştuğunuz, yazdığınız dil içinde yapmaya çalışın.

Özellikle İngilizcenin günlük hayata müdahalesi haddinden fazla bir boyuttadır. İngilizceyi örneklememdeki neden, bu dilin diğer tüm millet ve kültürlerde sanattan bilime, eşyadan konuşma diline kadar pek çok konuda kendini evrensel dil olarak dayatmasından dolayıdır. Yoksa benim ve kültürümün dil ile bir alıp veremediği hiçbir şey yoktur. Ayrıca tüm dillere de saygı duyar ve hiçbir dilin yok olmamasını önemserim. Bu dili-dilleri kuşdilinden tutun da taş, toprak, ağaç diline kadar her dili insanın konuştuğu dile katmasını, katmayı isterim fakat bir dilin başka bir millete dayatılmasına her daim karşı ve itiraz içindeyimdir.

Kullanılan yabancı kelimelerin Türkçeleşmesi elbette öncelikle bazı kurum ve kuruluşların görevi. Bu konuda yetkin değiliz ama her zaman için tercihlerimizin de olduğunu unutmayalım. Özellikle şiirlerin bir başka dile çevrilemezliği işte tam bu noktada anlam kazanır. Çünkü bir şiir o dilin olanakları içinde yaşanmış ve yazılmıştır. Çeviride hiç yaşamadığınız bir dil ya da kültürü kendi şiir ve kültür diline dönüştürmeniz bu sebeple çok zordur. Örneğin:
o sevgili ki gönül yarasına tuz da verir merhem de

bu cümlenin tadını hiçbir dil vermez, veremez... tadı bir yana, buradaki kelimelerden ne Gönül'ün ne de Yara'nın ne de Gönül Yarası'nın bizdeki gibi tam bir karşılığı yoktur.



Bir başka sözcüğü kullanma cazibesi
Tekrar bloglarla ilgili noktalara dönecek olursak, özellikle bazı blogların konunun adını İngilizce ya da başka bir dilde yazıp konuyu Türkçe yazmalarını hiç anlayamıyorum.... Hele bazı bloglar konunun adını tamamıyla İngilizce olarak yazarken, konunun kendisini de Türkçe yazmakta. Bu, "bakın ben İngilizce biliyorum, bu başlıkları da sırf size fiyaka yapmak için, sırf siz anlamayın diye böyle yazmaktayım"dan başka bir şey değildir.

Bazı bloglar da yetmezmiş gibi, blogunda genelde konu altında yer alan ve şu....... yazar tarafından gönderildi diye olan kısımda, oradaki adına kadar yabancı kökenli bir kelime kullanması işi çığırından çıkaran noktalar arasındadır.

Bu saydıklarımın, yabancı kelimelerle, kavramlarla kurulan bağların duygusallıktan öte olmadığı açık. Bu anlamda kimsenin duygusunu geri plâna ittiğim yok, yalnızca kurulan bu duygusallığın daha büyük duyguları körelttiğini ve zamanla yok ettiğini vurgulamak istiyorum. Özellikle yeni gelen nesil, bu gün 15-18 yaşları arasında olan nesil 30-35'şine geldiğinde dilini, duygusunu ve kültürünü yitirmiş bir yığın olmakla birlikte, kültüründen uzaklaşan, dönüştüğü kültüre, düşünme sistemine hizmet eden birer birey olacaklarının farkında bile değiller. Üzerlerinden ha düştü ha düşecek pantolonları, yüzlerini kapatan, gizleyen saç modelleri, aksesuarları, dilini ve duygusunu bilmedikleri müziklerle dolu kulakları ve daha fazlasıyla her geçen gün sokakları, meydanları doldurmaya devam ediyorlar. Başka kültürlere ait unsurları insanların yaşamasında hiçbir sorun yok, sorun kültürü kendi kültürleriymiş gibi taşımalarından başka bir şey değil. Eğer Fazıl Say kendi kültüründen sesleri piyanoya katmasaydı, sırf klasik batı müziği yaparak Fazıl Say olmazdı.

Bilgi Kirliliği
Blog açma, oluşturma olayının kişilere kattığı az da olsa bence önemli bir noktası var. O da iyi ya da kötü, insanların bir şeyler yazmaya, fikirlerini belirtmeye başlamaları, kapı açmaları. Bu tür uğraşların ileride daha bilinçli yapılacağını umuyorum. İnternetteki günlük yazma ve sosyal paylaşım ortamlarının artmasıyla doğru düzgün cümle kurmaktan aciz kişilerin artık birer internet kurdu oldukları açık. Bunun az evvel de dediğim gibi yazı yazma ve fikir belirtme noktasında oldukça katkısını görüyorum. Bu yazma olaylarının artması beni bir anlamda heyecanlandırmıyor da değil. Susan bir millet olarak bu noktaya gelmemiz beni sevindiriyor. Herkes şair, herkes yazar ilan edebiliyor kendini ama yarattığı olumsuzluklar içinde de en çok bilgi kirliliğinin olması rahatsızlık verici. Doğru kaynak sayısı maalesef bu ölçüde artmıyor ya da kafasına estiği gibi yazanların çoğunluğu içinde kayboluyor. Kişilerin güvenilir kaynaklara ulaşması zorlaşıyor ve artık kaynaklar kitaplar yerine internet adresleri oluyor. Kimi üniversiteler tez ve doktoralarda internet adreslerinin de kaynak olarak gösterilmesini uygun görüyor. Elbette bilginin tek bir kaynaktan olması gerekmiyor hassas olan noktası güvenirliliği.

Konudan uzaklaşmadan şunları da ekleyip oy kullanmanızı istiyorum. Tüm bunlar yalnızca blogları değil diğer tüm internet siteleri ve oralarda yazanları ilgilendiren bir konudur. Eğer yazı yazıyor ve cümle kuruyorsanız, bir cümlede, yazıda olması gerek noktalama işaretlerine ve anlatım bütünlüğüne de dikkat edilmesi gerektiğini de unutmayın! İleride daha bilinçli bloglarla karşılaşmak dileğiyle.

...........................................................................................................................................................................
Tema değişikliğinden dolayı oylama yarım kalmış, son hâli görselde olduğu gibidir.
http://3.bp.blogspot.com/_vUCEv3WrlVw/TFSn19bhHhI/AAAAAAAAGMg/_vn3Ugg_9HQ/s1600/blog+adlari+turkce+olsun+mu.jpg
Toplam 36 oy kullanılmış. Bunların 32'si Türkçe olması yönünde, yalnızca 4'ü fikre katılmamaktadır. Bu bile blog adlarını ve içeriğini yabancı cümleciklerle şişirenlerin çok da doğru bir yolda olmadıklarına iyi bir göstergedir.

6 Yorum:

Evren dedi ki... 26 Haziran 2010 23:32  

ankete belki 'hiç önemli değil'i de vurgulayacak bir seçenek konabilir. ne de olsa hayırdan farklı bir anlam içermektedir.

ben kendi adıma hem blog adımı hem de alan adımı türkçe aldım. söyleyecek sözlerimin de türkçe olmasına özen gösteriyorum, zaman zaman hata yapıyor olsam bile.
sevgiler...

Aynur (Küçük Hala) dedi ki... 28 Haziran 2010 10:08  

Farkında olmadan ufak tefek hatalar yapsam da hem konuşma, hem de yazı dilinin güzel kullanılmasıyla ilgili belirttiğiniz her cümleye sonuna kadar katılıyorum.
Tam da bu konuyla ilgili daha önce bir yazı yazmıştım.
http://yigitkartal.blogspot.com/2010/05/msnden-diyalog.html

pisikopati dedi ki... 28 Haziran 2010 13:53  

Eline sağlık, hem önemli bir konuya değinen, hem de meramını çok derli toplu bir şekilde anlatan bir yazı olmuş.
Sevgiler
pisiko-pati(bunu nasıl Türkçeleştirebilirim diye düşünmeye sevkettin şimdi beni:)

Ömero dedi ki... 28 Haziran 2010 22:06  

Hassasiyetiniz için teşekkürler arkadaşlar.

Merhaba Evren:
Dediğin gibi bir seçenek mümkün fakat öyle bir seçenek da yine HAYIR şıkkına denk geldiğinden, yani teklifi ara değer olmadan kabul etmemek anlamına geliyor. Ben zaten kendimce olabilirlikleri sıraladım, uygunsa evet diyecek, değilse hayır. Yine de önerin için teşekkürler. Evrenin Dünyası da güzel Duruşu da...iyilikler,

Merhaba Aynur:
Değindiğin konu da aynı sorunların bir uzantısı, sorun da yine aynı noktadan kaynaklanıyor zaten, dili bilinçsizce kullanmak...iyilikler,

Merhaba pisikopati:
Ben senin dile verdiğin önemi biliyorum, zaman zaman konu ettiğin yazıların da var. Sendeki farkındalık başka, üstelik blogunu okuyan birinin zaten pisiko-pati eşleşmesinin yansımalarını görecektir. Laf olsun diye bir isim değil o(: Ödül için bu arada tekrar teşekkürler...iyilikler,

pisikopati dedi ki... 29 Haziran 2010 13:28  

Ömero güzel sözlerin için çok teşekkür ederim. Daha kişisel ve çoğu zaman çalakalem tabir edebileceğim bir şekilde ilk aklıma geldiği gibi yazmakla birlikte, elimden geldiği kadar dilime sahip çıkmaya çalışıyorum.

Bu arada blog ödülleri ile ilgili olarak söylemek istediğim küçük bir detay var. Sevdiğim blogları zaten düzenli olarak takip ediyorum ancak bu tip ödüllerin de zaman zaman gerekli olduğuna inanıyorum. Beğenildiğini bilmek hem güzel hem de insanı daha iyisini yapmak için teşvik eden bir şey, arasıra lazım :)

Kucak dolusu sevgiler.

Ömero dedi ki... 1 Ağustos 2010 01:56  

Blog teması değişikli nedeniyle oylama yarım kalmış. Kullanılan 36 oyun sonuçları yazıya eklenmiştir. iyilikler,

Konuyla ilgili düşüncelerinizi ekleyin↓

― Lütfen konuya yönelik yorum yapınız.
― Blog'a yönelik yorumlarınızı " Blog Yorumları " sayfasına bırakınız...
― Google Hesabı olmayanlar Yorumlama Biçiminden Adı / URL'yi veya ANONİM seçerek yorum yapabilir...

Son yorumlar

! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor diyenler...

Yazıları

: : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : :



... paylaşmak istedikleriniz varsa ...


Site içeriğine (M) ve konulara uygun olduğunu düşündüğünüz haberleri, görselleri, yazıları.. e-posta yoluyla bilgilerini yollayın paylaşalım.

.
..... Her şeyi değil, şeyleri paylaşan site ......