! Anladım ki anlamak yetmiyor

her şey aynıdır, yalnızca biz farklı görürüz

-.---Yazılar e-postana gelsin ↓

e-postanızı yazın:


-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-
Türk edebiyatının dev yazarlarından Yaşar Kemal'in şiir kitabı 'Bugünlerde Bahar İndi' son dönemdeki en büyük yayıncılık sürprizi olarak kitapçı raflarındaki yerini aldı. 'Bugünlerde Bahar İndi'de Yaşar Kemal'in ilk kez yayımlanan şiirlerin yanı sıra dergilerde ve gazetelerde yayımlanan şiirleri de yer alıyor.

Bugünlerde Bahar İndi, Yaşar Kemal’in şiir kitabının adı. Kitap, üç bölümden oluşuyor. Birinci bölüm, ‘Irgatlık Anıları’; biri üç bölüm olan kırk tekil şiirin yer aldığı ikinci bölüm ve ‘Kırmızı Deynek’ adını taşıyan uzun bir şiirin yer aldığı üçüncü bölüm.




Yaşar Kemal
FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN


Yazı: Yücel Kayıran
Yaşar Kemal’in başlangıçta şiir (de) yazdığını, edebiyatının başlangıç eşiğinde şiir yazarlığının yer aldığını, herkes gibi ben de biyografilerinden biliyordum. Bu şiirlerin, nasıl ve ne türden şiirler olduğunu merak ederdim. O yıllarda, yani 1940’lı yıllarda, Türk şiir ortamındaki şiir anlayışlarından hangisinden etkilendiğini, dolayısıyla hangi çizgi içinde yer aldığını da. 40 Kuşağı toplumcu şiirine mi yakındı, yoksa Garip şiirine mi; veya köy kökenli şairlerin yazdığı türden bir şiire mi? Nâzım etkisi mi vardı yoksa Necip Fazıl etkisi mi? Şiirlerini, dönemin hangi dergilerinde yayınlamıştı? Şiir yazmayı devam ettirmemiş olmasında rol oynayan olası poetik nedenin ne olduğunu, merak ederdim. Belki de daha önemlisi şu: Şiir yazmayı bırakmamış olsaydı, hangi şiiri, bugün, nereye getirmiş olacaktı?


Yaşar Kemal, şiirlerini Ankara (Ülkü, 1942; Millet, 1943) ile İzmir’de (Kovan, 1943) çıkan dergilerde de yayımlamış ancak Bugünlerde Bahar İndi’de yer alan ‘Açıklamalar’ bölümünde yer alan bilgiler gösteriyor ki, şiirlerinin yayın merkezini, Adana Halkevi’nin yayını olan Görüşler ile Çığ dergileri oluşturmakta. ‘Seyhan’ başlıklı ilk şiiri de, 1939’da Görüşler dergisinde yayımlanır. (Bu ilk şiirini, nedense, kitabına almamış Yaşar Kemal.) Yani bugünün gerçekliğinden hareketle baktığımızda, Yaşar Kemal, şiirlerini, Türk şiirinin merkezi olarak görülen İstanbul’da, oradaki şairlerin çıkardığı şiir dergilerinde değil, halkevlerinin yayını olan dergilerde yayımlamış. Ama o dönemin dinamiğini halkevlerinin oluşturduğunu, eğitim, aydınlanma, sanat ve kültür örgütü olarak kurulduğunu hesaba katmamız gerekir. Dönemin birçok şairinin halkevlerinde yetiştiğini, şiirlerini ilk olarak halkevlerinin yayını olan dergilerde yayımladıklarını unutmamak gerekir. Yaşar Kemal’in folklor alanındaki ilk derlemesi olan ‘Çifte Çapa Manileri’ni Görüşler dergisinde yayımladığını, ilk derleme kitabı olan Ağıtlar’ı (1943) Adana Halkevi’nin bastırdığını buraya ekleyelim. Bununla birlikte, folklor, Yaşar Kemal’i, şiire değil, romana götürmüştür. Bunun nedenleri üzerinde düşünmek gerekir. Şiir kötüleyen bir romancı değil, şiiri her zaman kutsamış, şairleri her zaman yüceltmiş bir yazar var karşımızda. Türk edebiyat ortamında folklor meselesi, genellikle modern şiir bağlamında tartışılır. Oysa folklor ile modern arasındaki gerilimi, şiirden çok, roman bağlamında, orada da Yaşar Kemal’in edebiyatı içinden tartışması, daha bilgisel sonuçlar verecektir.


Ama ayırıcı özellik, Yaşar Kemal’in şiirlerinin, dönemin Türk şiiri paradigması içinde yer almayışında ortaya çıkıyor. Yaşar Kemal, şiir yazmaya, Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin poetik görgüsüyle başlamamış. Bugünlerde Bahar İndi’deki şiirlerin, gerek 40 Kuşağı toplumcu şiiriyle, gerek Garip şiiriyle ve gerekse o dönemin diğer poetik eğilimleriyle temellendirilebilir bir ilişkisinin olduğunu ileri sürmek pek mümkün değil. Cumhuriyet dönemi Türk şiiri, Dağlarca’nın şiiri hariç, temelde ulus-devlet paradigması içinde yer alır ve ulus-devlet olma sürecinin epistemik ve ontik kaygı zemininde ilerler. Kimliği henüz tamamlanmamış olmaklıktan, olmakta olmaklıktan kaynaklanan bir hüzün, Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin temel duygulanımı olmuştur. Bugünlerde Bahar İndi’deki şiirler, ne duygulanım olarak, ne ses olarak ne de poetik kaynakları bakımından bu paradigmadan beslenen şiirler değil. Yaşar Kemal’in şiirlerinin temel özelliği, coşkuda ortaya çıkıyor. Coşku, burada, daha büyük bir eksiklikten daha küçük bir eksiklik durumunu geçmekten kaynaklanan tekil bir neşe durumu değil, tam tersine, eksiklik ve yetkinlik durumları arasındaki iniş çıkışların, doğanın ontolojisi bakımından dönemsel ve geçici olduğu bilgisi temeli üzerinde vücut bulan bir bilgelikten kaynaklanır. Bu şiirin öznesinin dünya algısı, kültürel kimlik sorunuyla ıralı toplum tahayyülüyle değil, yaşadığı yerin, yani doğanın sürekli kendini ve insanı yenilediği bilinciyle ıralanıyor.


İstanbul türkçesine bir başkaldırı
Elbet bir gün, bütün çiçekler beyaz açar/ Hür ve mes’ut bir şarkı halinde/ Penceremizden uzanır nur (Bekle), Rüyan, pınarlarda buğulanan nur (Güzelleme), Bu türkü bitmesin bu dağlarda/ Büyüsün başaklarda arzular (Bu Türkü Bitmesin) gibi dizeler her ne kadar 30’lu yılların havasını çağrıştırsa da, Yaşar Kemal’in şiirleri, dönemin Türk şiirinden değil, araştırarak keşfedip derlediği Çukurova folklorunun dünya algısına dayanmaktadır. Bu şiirin, belirtmek gerekir ki, dil bakımından ayırıcı özelliği, Çukurova Türkçesiyle yazılmış olmasından kaynaklanmaktadır. ‘Çukurova’ derken kastettiğim, kuşkusuz Yaşar Kemal’in romanlarında sınırlarını çizdiği Çukurova; örneğin Ceyhan nehrinin doğduğu Toroslar’ın arkasındaki Hurman suyundan başlayarak, döküldüğü İskenderun körfezi ile Adana arasındaki coğrafi bölge... Yaşama tarzı ile üretim ilişkilerinin, büyük toprak sahipleri tarafından belirlendiği bu coğrafyadır burası. Bununla birlikte, Karacaoğlan’ı, Dadaloğlu’nu, Dede Korkut’u, Yunus Emre’yi içselleştirilmesine dayalı bir kültür de bu yaşama tarzının dayanağını oluşturur. İşte, “Çukurova Türkçesi” ifadesiyle, bu hayat tarzındaki üretim ilişkilerinde varlığını sürdüren bu kültürün dilini kastediyorum. Bu noktada, söz konusu dönemde, Türk şiirinin, İstanbul Türkçesi üzerinden kurulmaya çalışıldığını hatırlatmak isterim. Bence, Ahmed Arif’in dili, nasıl İstanbul Türkçesine bir başkaldırı ise, Yaşar Kemal’in şiirleri ve bu şiirlerinin dayandığı dil de, İstanbul Türkçesine bir başkaldırıdır. Yaşar Kemal, sanki, şiirin, İstanbul Türkçesiyle yazılması gerektiğini savunan anlayışa karşı çıkarak, Çukurova Türkçesini öne çıkarmakta ve şiirini Çukurova Türkçesiyle yazmakta.


‘Hanaya Şiirler’, ‘Kırmızı Deynek’, ‘Kapı’, ‘Bu Gece’ şiirleri bu bağlamın en güçlü örneklerini oluşturuyor. Kuşkusuz bu şiirler üzerinde, bu bağlamda daha ayrıntılı durmak gerekecek.
Burada poetik bakımdan problematik oluşturan, kuşkusuz ‘Irgatlık Anıları’ adlı metin... Yaşar Kemal, bu metni, günlük tarzında, 1941 baharında, yani on beş yaşında iken yazmış. Güven Turan, kitaba yazdığı önsözde, Yaşar Kemal’in bu metnin şiir olup olmadığı konusunda ‘ikircikli’ olduğunu belirtiyor. Yaşar Kemal, kitabı oluşturan diğer metinler için ‘bunlar şiir’ ama bunlar, yani ‘Irgatlık Anıları’ için, ‘şiir mi bunlar?’ diye sormuş Güven Turan’a. Güven Turan da, metni okur okumaz, ‘şiir’ yanıtını verdiğini belirtiyor.


Güven Turan, ‘Irgatlık Anıları’ günlüğünün şiir olduğu yönündeki görüşünü, “şiirin, manzumenin
dize-uyak-ayak sarmalından çıkmış olması” olgusuyla açıklıyor: “Aloysius Bertrand, Baudelaire, Lautreamont, Rimbaud çoktan belirlemişti “düzyazı”nın da şiiri olduğunu... 15-16 yaşlarındaki Yaşar Kemal ne bilsin bunları? O, çalışmak isteyip işsiz kalan Kemal Sadık’ın hüznünü, direncini,
umudunu, dile getiriyor...”


Yaşar Kemal, ‘Irgatlık Anıları’na, 1961 baharında, açıklayıcı bir önsöz eklemiş; açılış kısmı şöyle: “1941 ve 1942 yılları yazında batöz ırgatlığı yaptım. Küçük bir defterim vardı. Bu deftere her gün gördüklerimi duyduklarımı kısa kısa yazıyordum. Geçende Kadirliye gittiğimde bu defteri anamın sandığında buldum. Unutup gitmiştim. Defteri bulunca çok sevindim. Neler yazmışım, diye okudum. Gerçekten bu günlükte dişe dokunur bir şeyler vardı.”


Yaşar Kemal, ne ‘şiir diye’ yazmış bu metni, ne de kurmaca bir metin olarak düşünmüş. Tam tersine, ‘Irgatlık Anıları’nı, “her gün gördüklerini, duyduklarını kısa kısa yazdığı” bir ‘günlük’ olarak tanımlıyor ve nitekim “Gerçekten bu günlükte dişe dokunur bir şeyler vardı” diyor.
Bununla birlikte ‘Irgatlık Anıları’nın, günlük türünü aşarak, kurmaca bir hikâye olduğunu savunacağım. ‘Irgatlık Anıları’ günlüğünde, her bir günün olup biteni anlatılmıyor, daha önemlisi gelecek zaman kipinde yer alan diğer günlerin yazımında devam eden bir öykünün betimlemesi yapılıyor. “Irgatlık Anıları” günlüğü, bir günlük dökümünden çok, bir kurmaca kanalında ilerliyor. Anlatıcının betimlemesi, günleri değil, günlerin içinden geçen bir hikâyeyi dile getiriyor.

Farklı bir zemin
‘Irgatlık Anıları’nın, Bugünlerde Bahar İndi’yi oluşturan diğer şiirlerle karşılaştırmalı bir okuması, bu metnin şiirden önemli ve ciddi ölçüde farklı bir zeminde yer aldığını gösterecektir. ‘Irgatlık Anıları’ ile diğer metinler, ne tematik bakımdan, ne biçemsel olarak ne de tür bakımından birbirine benzemektedir. Şiir biçimindeki metinlerde başat olan ses, coşku ve coşkunun verdiği ele avuca sığmazlık iken, ‘Irgatlık Anıları’nda öne çıkan, kurmaca metnin determinizminden kaynaklanan bir teferruat hesaplılığıdır. Kuşkusuz kurmaca bir metin gibi, şiirin doğası da determinizmle ıralıdır. Ancak bu türlerin determinizmi, bu türleri o tür yapan nelikleriyle alakalıdır. Roman, öykü gibi kurmaca metinlerin determinizmi olay örgüsünde ortaya çıkarken, şiirin determinizmi dizedizimi ile sözcükdizimindeki ses düzeninde ortaya çıkar. Örneğin Bugünlerde Bahar İndi’nin içli şiirlerinden olan ‘Oy Beni Beni’nin (Can olaydın, Can!/ Kara toprak sen olaydın./ Senden fışkıraydım,/ Aydınlık bir su gibi./ Bir kara orman gibi.) ilk dizesindeki ikinci ‘can’ sözcüğü, roman gibi kurmaca bir metnin determinizmi bakımından gereksiz bir yinelemedir, ancak şiirin poetik determinizmi bakımından olması gereken, zorunlu bir tekrardır.


‘Irgatlık Anıları’, gerek anlatıcının ruh hali ve gerekse tematik bakımdan da aynı türden değildir. Şiir formatındaki metinlerde konuşan anlatıcı-benin temel varlık durumu coşku olarak ortaya çıkarken ‘Irgatlık Anıları’nda dile getirilen coşku değil, yorgunluktur.


‘Irgatlık Anıları’nın, bir yazarın geçmişini, dahası başlangıç eşiğini efsanevi olmakla ıralayacak türden olduğunu da belirtmem gerekecek. Yaşar Kemal, 1941’de yazıldığı belirtiliyor bu metnin; sonradan bir ekleme veya düzeltme yapıldı mı, yapıldı ise ne kadar yapıldı bilemiyorum ama kurmaca metnin determinizmi bakımından oldukça sıkı, yani metinde anlatılan öykünün ana konusu bakımından işlevsiz bir olaya dahi yer verilmeyen bir metin.


Güven Turan, yazısının başlığını, ‘Gizlenen Bir Şairin İlk Kitabı’ koymuş. ‘İlk kitabı’ ifadesi, bunun arkasının geleceğini ima ediyor sanırım. Yaşar Kemal, ‘Kırmızı Deynek’le (1963), şiiri, bitirmiş olmasa gerek.

BUGÜNLERDE BAHAR İNDİ
Yaşar Kemal
Yapı Kredi Yayınları
2010
120 sayfa
20 TL.

0 Yorum:

Konuyla ilgili düşüncelerinizi ekleyin↓

― Lütfen konuya yönelik yorum yapınız.
― Blog'a yönelik yorumlarınızı " Blog Yorumları " sayfasına bırakınız...
― Google Hesabı olmayanlar Yorumlama Biçiminden Adı / URL'yi veya ANONİM seçerek yorum yapabilir...

Son yorumlar

! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor diyenler...

Yazıları

: : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : :



... paylaşmak istedikleriniz varsa ...


Site içeriğine (M) ve konulara uygun olduğunu düşündüğünüz haberleri, görselleri, yazıları.. e-posta yoluyla bilgilerini yollayın paylaşalım.

.
..... Her şeyi değil, şeyleri paylaşan site ......