! Anladım ki anlamak yetmiyor

her şey aynıdır, yalnızca biz farklı görürüz

-.---Yazılar e-postana gelsin ↓

e-postanızı yazın:


-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-
27 Eylül – 30 Kasım 2010 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan PORT İZMİR 2 Uluslararası Çağdaş Sanat Trienali.

Port İzmir Trienali için bu kez Necmi Sönmez kolları sıvamış. İzmir Fransız Kültür Merkezi ve K2 Güncel Sanat Merkezi’nin birlikte düzenledikleri serginin ilki 2007 yılında gerçekleşmişti. Bu ikinci serginin küratörlüğünü Necmi Sönmez üstlenmiş. Yine nazik yine titiz ve saplantılı bir sergi çıkartmış ortaya. ‘Sessizlik-Fırtına’ adlı sergi, 1951 tarihli geleceği karanlık, eski ve tozlu, hala tütün kokan tütün deposu binasıyla İzmir’in konforlu yaşantısını biraz olsun aralıyor. Necmi Sönmez’in İran’dan İstanbul’a, Almanya’dan İzmir’e geniş bir yelpazeyi kapsayan sanatçı kadrosu, İzmir’in durgun sanat gündemine serin esintiler taşımayı başarıyor.


Necmi Sönmez, neo-romantik bir tavırla sergilerini doğadan aldığı kavramlarla adlandırmayı sürdürüyor. Proje4L’deki İstanbul’un Meltemi sergisinden sonra İzmir’deki Sessizlik-Fırtına’yla bir üçlemenin ilk ikisini tamamlamış gibi görünüyor.


Trienalin düzenlendiği sergi mekanı Topçu restoranın arkası olarak bilinen Konak’taki artık kullanılmayan eski tütün deposu. Bu mekanın kullanılması hakkında karar verilmesi epey zaman almış. Küratör Necmi Sönmez’e göre burası “İzmir’in geçmişiyle bir ilişkisi olan ama tasvirci olmayan bir mekan”. Son dönemde tartışma gündemlerimizde önemli bir yere sahip ‘kentsel dönüşüm’ başlığına bu mekan ve çevresinin söyleyecek çok sözü var.



Deponun geleceği belirsiz
Beş katlı tütün deposu artık tütün depolamıyor. Şu anda İzmir Port 2’yi ağırlasa da yıkılması an meselesi. Eski Konak’ın dönüşmesi de... Ve bu dönüşüm Sönmez’e göre sanat adına iyi. “Ben sanatın orada misafir olmasını, kendisini gösterdikten sonra kaybolmasını istiyorum. Sanat oraya yerleşmemeli. Misafir olmak çok önemli. Sanat bir alana misafir olarak girdiği zaman çekinceler oluyor ve sanatçı daha fazla yoğunlaşıyor. Beyaz küp içindeki sergilere bu kadar duyarlı olmuyor. Sanatın göçebe olması, bir yerde durmaması, hareket halinde olması gerekli. Ancak döndükçe ve dolaştıkça, güncel koşullardan aldığı yaşam etkilerini dönüştürebilir. Sanat eserleri de sanatçılar gibi bir yere oturduklarında, bir yere yerleştiklerinde bütün itici özelliklerini yitirip yumuşak, yuvarlak, dekoratif oluyorlar.”


Öte yandan böylesi bir mekanda göçebe ve misafir olarak sergi yapmayı Sönmez, hasta bir tene ilaç sürmeye benzetiyor. “Çok yoğun bir tütün kokusu duyuyorsunuz. O mekanın duvarına astığınız her iş, çizdiğiniz her çizgi adeta hasta bir tene dokunan ilaçlar gibi... “ Mustafa Kunt ve Özlem Günyol ikilisi, Mentalklinik’in de içinde bulunduğu katta, adeta birer doktor gibi terapi yapıyorlar imgeleriyle izleyici ruhlara. Burak Bedenlier’in hem bu mekanda bulduğu hem de kendine ait nesnelerden oluşturduğu alternatif Tütün Deposu müzesi tadındaki yerleştirmesi anlamlı. Bu müzenin en nadide eseri ise depoda bulunan Wertheim asansörleri bakım defteri kesinlikle. Bir zamanlar işlek asansörün bakımının kaydını tutan asansör defteri ve yine mekana ait logolu zarflar, izleyiciyi nostalji yapmaya sevk etse de müze ve bellek kavramları daha ağır basıyor.

Nostaljimizi tetikleyen iş
Belleğimizi gıdıklayarak nostaljimizi tetikleyen asıl iş sergideki Hamza Rüstem arşivi. Ünlü İzmir’li fotoğrafçı Hamza Rüstem’in fotoğrafçı dükkanında çektiği düğün, aile ya da vesikalık fotoğraflardan oluşan arşivinden bir seçki Mert Rüstem tarafından sergiye taşınmış. Eski İzmir’in farklı kimliklere sahip şık çocukları, kadınları, erkekleri stüdyodaki en doğal olmayan halleriyle artık Hamza Rüstem’e değil, 2010’daki bizlere bakıyorlar. Bu da ilginç bir deneyim ister istemez. Uzun tutulan eski tip makinanın enstantenesinin hapsettiği anlara bugün ortak olmak tuhaf bir yarık açıyor ruhumuzun derinliklerinde. Adil olmayan bir karşılaşma etkisi biraz bu...


Sergi kadrosu dediğim gibi çok çeşitli şehirlerden sanatçıları barındırsa da ağırlık İzmirlilerde... Mehmet Dere, Duygu Süzen, Nejat Satı, Sema Kayaönü, Süleyman Duman, Ersan Deveci, Nezaket Tekin, Durmuş Akbulut, Nur Muşkara, Deniz Kurtel, Sabire Susuz serginin İzmir’de yaşayan ve üreten kadrosu. Duygu Süzen ve Nejat Satı’nın şimdiden kısa bir süre sonra İstanbul’da sergi açacaklarını duyurabilirim.
Serginin ilginç konuklarından biri Füsun Onur. Onur’un sergiye özel 2010 tarihli çalışması bir taburenin giderek taburelikten vazgeçişini anlatan objeler serisi. Serginin nazik ama saplantılı ruhunun örnekleri bu objeler. Yu Hirai’nin Paris’te bir sirkte çektiği fotoğrafları, Erinç Seymen’in bayrağı, bu kez mekanın cinsiyeti, çokcinsliliğini gündeme getiriyor. Aslına bakarsanız Murat Germen’in İstanbul Modern’dekinden farklı olarak bu kez duvarda sergilenen Orient Express’i de onlara göz kırpmıyor değil.


Örtünmenin tarifi Serginin yabancı sanatçılarından Gianni Caravaggio, Mounir Fatmi ve Simin Keramati’yi özellikle vurgulamak gerekiyor. Faslı Fransız Fatmi, büyük bir mizahla videosunda yazının performatif özelliğini kurcalayarak gelenek ve bastırılan arasındaki ruh halini, Keramati ise İranlı bir kadın olarak örtünmenin aidiyet ve kadınlık üzerinden tarifini yapıyor. İtalyan asıllı Alman Caravaggio ise özel taşlarını sergiye özel bir duvara atarak izler yaratmış. Taşları ve izleri bir arada sergilerken yine mekanın konumuna; geçmiş ve geleceği sergi zamanında taşıyabilmesine, son derece şiirsel bir üslupla değiniyor. Sergiye Joseph Beuys’un kendi sesi bekçilik ediyor bu arada... Tam Güneş Terkol’un sargı bezlerinden İzmir şehir müzesinden damıttığı çok-İzmirli figürlerinin yer aldığı perdelerini, eskiden çuvallarla ışık girmesin diyerek örttüğü pencerelerde dalgalandığı katta...


Terkol’un perdelerinin bu büyük pencerelerden dışarıya süzülmesi benim en büyük dileğim bu sergiyle ilgili... Çok aidiyetli, çok dilli bu figürlerin sargı bezi perdelerin arasından İzmir’e süzülerek onu da kendilerine benzetmesi... Daha aidiyetli, daha birbirine benzemez ve birbiri gibi düşünmezlerin sarması bu kenti ve bu dünyayı...

27 Eylül’de açılan Port İzmir 2- Uluslararası Çağdaş Sanat Trienali, 30 Kasım’a kadar görülebilir.

Radikal / Ayşegül Sönmez / 09.10.2010

0 Yorum:

Konuyla ilgili düşüncelerinizi ekleyin↓

― Lütfen konuya yönelik yorum yapınız.
― Blog'a yönelik yorumlarınızı " Blog Yorumları " sayfasına bırakınız...
― Google Hesabı olmayanlar Yorumlama Biçiminden Adı / URL'yi veya ANONİM seçerek yorum yapabilir...

Son yorumlar

! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor diyenler...

Yazıları

: : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : :



... paylaşmak istedikleriniz varsa ...


Site içeriğine (M) ve konulara uygun olduğunu düşündüğünüz haberleri, görselleri, yazıları.. e-posta yoluyla bilgilerini yollayın paylaşalım.

.
..... Her şeyi değil, şeyleri paylaşan site ......