! Anladım ki anlamak yetmiyor

her şey aynıdır, yalnızca biz farklı görürüz

-.---Yazılar e-postana gelsin ↓

e-postanızı yazın:


-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-
İlk yazımda batının uyuşturma kültürü üzerinden insanları nasıl da dinden uzak tuttuğu konusuna değindim. Şimdi de tam tersine ve daha uzak bir bir ilişkiyle bunu açıklamaya devam edeceğim. Bu yazıda ironik bir yaklaşımla, İnsan Nasıl Düşünürse İnançsızlaşır konusuna açıklık getirmeye çalışacağım.

Düşünme akıl yoluyla gerçekleşen bir eylem olmakla birlikte, bu eylemde salt akılcı ya da mantıksal yaklaşımlarla hakikati bulmak pek mümkün değildir. Yani akıl tek başına akıllı değildir. Onu bir bütün halinde tutamadıkça, her türlü düşünme eylemi eksik veya yanlış olmaya yüz tutacaktır. Bütüncül anlayış ya da yaklaşım doğudan çıkmış fakat sonrasında batı bu bütüncül evren yaklaşımını çalıp çırparak kendine kaftan yapmaya çalışmıştır. Bunu ilk olarak felsefede görüyoruz. Yani bugün tapılası felsefenin çıkışı batı değil tam tersine doğu'dur. Tüm bilgi çeşitlemeleri hayatın içinden çıkmıştır. Doğu, doğada bulunan bu bilgi yığınını sistemli hâle getirmiş ve çeşitli bilim ve felsefe disiplinleri geliştirmiştir.

İnsan ulaştığı her yeni bilgiyi eskisine ekleyerek içsel haritasını yeniler ve hayatı nasıl yaşayacağını ve nasıl aktaracağının kodlarına ulaşır. Doğuda yaşama ve yaklaşım biçimleri kültür olarak oluşurken batı da ise yaşamın ilk adımları bireyselleşme ile başlar. Özet olarak yaşamın gelişimi doğuda, tüm olmak ilken batıda bu, birey olma yolunda ilerledi. Kapitalist mantığın (bilinçli olmasa da) böylece ilk temelleri atılmış oldu.

İnsanın, “bütünü” düşünmeye başlaması hiç de kolay olmadı. Çok tanrılı dinlerde tüme hitap edebilecek bir tanrı hem düşünülemez hem de eklentik düşünce haritasına ters bir süreç olduğundan mantıksın görünecekti. İnsan bilgiyi parçalayarak algılıyordu. Çocuklarda bilişsel gelişimin somuttan soyuta ya da basitten karmaşığa olduğu gibi. İşte ilk zamanlarda insan da tıpkı bir çocuk gibi basitleştirerek algılayabiliyor, bütünü göremediğinden, parçanın bütün olduğuna kanaat ediyordu ama her geçen gün bu parça büyüdü büyüdü ve tüm bu olup biteni ayrı ayrı pek çok tanrının değil de olsa olsa tek bir tanrının her şeyi yaratabileceğine kanaat etti. İyi de etti yoksa işin için çıkılacak gibi değildi.

Doğunun hayat felsefesi bu tek tanrılı inanışa batıdan çok önce ulaştı. Çünkü doğuda insan kendini arındırma yolları ararken, batıda tam tersine kendini arttırmanın yolları aranıyordu. Batı her şeyiyle aşırılığı ön gördü. Ne kadar çok olursa o kadar çok olurum sandı ve en büyük hatayı da tam da bu yaklaşımda yaptı. Doğuda azcılık M.Ö binlerce yıl önce geliştirilmişken batı bu bilgi ve mistik felsefeye, moderniteden sıkılıp 20. yüzyılın ilk yarısında ancak tanışabildi ama artık çok geçti. İnsanlar çokluğa alışmış, sömürmeye ve ötekini yok etmek üzerine kurulu bir hayat felsefesine öyle kolay sırtını dönemiyordu. Batı bu anlamda ilkin kendi içini çürüttü ve tüketti. Artık yeni topraklar ve yeni insan enerjisine ihtiyaç duyuyordu. İhtiyaç duyduğu her şey bozulmamış hâliyle ve baştan çıkartan cazibesiyle karşısında duruyordu. Bu büyük hazine DOĞUydu. Fakat bu saf kültürü kontrolden çıkarmak ve içine sızmak ve kendi bünyesine katmak öyle kolay olmayacaktı ve olmadı da. Batı daha önce hiç karşılaşmadığı bir inanç ve mistisizm sistemiyle karşı karşıyaydı.

Batının aksine doğuda inanç bir olma, birlikte olma ve bir tutmak için vardı. Batı, doğuya sızmanın ve onu çürütmenin yolunu çok geçmeden bulmuştu. Maddi anlamda bunu yapamadığını anlayan batı işin çözümünü düşünme sistemine müdahalede buldu. Çünkü inancın temeli düşünceye dayalı bir alt yapıya sahipti ve müdahalede zorlandığı tek alan da orasıydı. Peki ama bunu nasıl ve hangi araçlarla yapacaktı? Yine cevabı çok geçmeden bulmuştu. SORGULAMA!

Sorgulama, doğuda batıdaki gibi işlemiyordu. Batı sorgulamayı deşifre etmek, parçalarına ayırıp öyle bakmak, ayrıntısına girmek için kullanıyordu fakat doğuda ise tam tersine. Doğuda sorgulama problem karşısında izlenen bir yol ve daha çok pratik hayat içinde karşılaşılan problemlerin çözümü için izlenen bir yöntemdi. Yani doğunun inanç kültüründe sorgulaması gereken bir pürüz yoktu. Bu durum batının pek de hoşuna gitmiyordu. Önünde koca bir engel gibi duran bu inanç sitemi hem aşılması zor bir duvar hem de batının algılayabileceği bir yaklaşım sistemi değildi. Aslında doğu bu sorgulama işini binlerce yıl önce bitirmiş, geliştirdiği kültürü yaşamaya başlamış, ötesinde artık uygarlık inşa etmeye geçmişti. Nereden geldim nereye gidiyorum gibi temel sorunları doğu çok önce kendi içinde çözmüştü. O artık hayatın başka noktalarını geliştirmek için çaba sarf ediyordu.

Peki batı bu durum karşısında ne yapacaktı? İzlediği tüm yöntemler işe yaramıyor ve doğunun kanına giremiyordu. Tam o sırada yine batı felsefesinin temellerinden biri olan şüphecilik, eros gibi ortaya çıktı. Batı bu kez doğuyu kıskıvrak yakalamış artık doğunun kaçabileceği bir nokta kalmamıştı. Batı yeni silahıyla doğunun üstüne tüm gücüyle saldırmaya başlamış ve bu düşünce aşısıyla doğunun aklını başından almıştı. Doğunun dikkatini bu kez çok iyi bozmuş ve birliktelik anlayışına derinden müdahale etmişti. Bu iş başka türlü de olmazdı. Pek çok filmde ortak temadır, filmin kahramanı savaşırken dikkatini dağıtan küçücük bir unsur onun yenilgisine neden olur. Ya da kimi hırsızlar vardır. Birileri sizi oyalarken diğer takım arkadaşı sizin dağılan dikkatinizden faydalanıp yan cebinize girer. İşte batı, doğunun bu tümleşik inanç sistemini dağıtmanın yolunu aklını karıştırmakta buldu ve hayli de işe yaradı ve yaramaya da devam ediyor.

Batı tarih boyunca felsefeyi de bilimi de doğu üzerinde bu amaç için kullandı. Düşünen sorgulayan bireyin inançsızlaşması neredeyse kaçınılmaz hâle geldi. Bugün bilim adamlarının %98'inin inançsız oluşu bu temelden gelir. Peki inançsız olmak kötü bir şey midir? Elbette hayır! Bilimle uğraşmak için inançsız olmak gerekmez. Aynı şekilde inançlı kalmak için de bilimden uzak durmak gerekmez. Bu durum bireyin sahip olduğu düşünme sistemini ve yaklaşım şeklinin neye hizmet ettiğiyle ilgilidir. İnançlı olduğunu söyleyen fakat inançsız birinden daha kötü emeller güden kişiler de günümüzde hayli fazladır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta bir bütün olma güdüsü içinde yaşanılan inancın sekteye uğratılmak istenmesidir. Bunu bozma ve global güce yeni kan ekleme isteği, dünyayı vaat ettiği gibi global etkileşimden çok, parçalanmış bir globalleşmeye eklemek içindir. İnançlı olup, bilimle felsefeyle uğraşanlarda mutlaka vardır. Bilimin ve dinin sentezi mümkün olduğu gibi, birbirinden ayrı ayrı ayrı işlenmeleri de mümkündür. Bilim maddeyi maddeyle dener ve iki madde arasındaki ilişkileri inceler. Bu alanda herhangi bir dış disiplinin olmasına gerek yoktur. Fizik kurallarına dâhil olan her şey bilimin konusuna ve araştırma alanına girer. Din ise metafizik sorgulamalara yanıt veren ve insanın cevaplayamadığı noktalara ışık tutan bir alandır. Yani ne din, bilimin kurallarına aykırı bir şey söyler ne de bilim dine ters düşen bir ilişki bulur. Örneğin din, bilimin bulduğu suyun sıfır derecede donduğu ve yüz derece kaynadığı gerçeğine hayır öyle olmaz işin aslı başkadır demez. Ya da evrenin şu şekilde oluştuğu bulgusuna hayır öyle olmadı demez. Din, aklın evet dediği hiçbir şeye hayır demez. Yalnızca aklın çözemediği noktalara metafizik açıklamalar getirir. Henüz bir kuram olan Türlerin Kökeni yaklaşımının kimilerce körü körüne inanılması, eleştirilen din temelli körü körüne inanıştan farksızdır. Bu da yine temelde, açıklanamayan alan ve konuların öyle ya da böyle bir inanç yarattıklarıdır. Bu anlamda insanları birbirine düşüren nokta konunun kendisi değil konu üzerinde izlenen akıl yürütme yöntemidir. Karşı çıkılan nokta bilimin deneysel yollarla elde ettiği bulgulardan ziyade, bilimin cevap veremediği konular üzerinde yoğunluk kazanır. Asıl akıl dışı olan nokta budur (: Konuyu dağıtmadan şunları söyleyerek noktalamak istiyorum.

Doğu, Düşünüyorum Öyleyse Varım demez, aksine düşünüyorum öyleyse yokum ya da düşünmüyorum öyleyse varım der. Ama başta da dediğim batı doğunun bu ulaşılmaz inanç sistemini çivi çiviyi söker yaklaşımıyla yıkmaya çalışmaktadır. Materyalist düşünme mantığı, birey olma sevdası ve her geçen gün biraz daha zengin olma aşılarıyla her gelen nesil çürüyerek yeni bir gelecek inşa ediyor. Dediğim gibi inançlı olup olmamak mesele değil. Asıl mesele zenginliklerle dolu olan doğu kültürü ve düşünce yapısını, batılı düşünce kültürüne kurban etmekte. Bu durum batının yüz yılardır izlediği bir yaklaşım modelidir ve ne yazık ki işlemektedir. Kendimizi tanımadan batıyı tanımaya çalışmamız, onlar gibi olmak istememiz, özümüzde yatan değerleri kendi ellerimizle ve düşüncelerimizle yok etmemiz anlamına geliyor. Düşünmeyi değil, düşünme modelini inanç hâline getirmekten çekinmeli insan ama bugün insanı düşündüren ve yetişmesi gereken o kadar fazla şey var ki hayatında, artık birini bile tam yapamıyor veya düşünemiyor duruma geldi. Bu yüzden nerede hata yaptığını da düşünmeli insan. Bu da ilkin kendini bilmekten geçiyor. Yûnus'un dediği gibi:
İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsen
Ya nice okumaktır


İlk yazı: Batının Doğu Üzerindeki Düşünce Hareketi 1 (Uyuşturma)

0 Yorum:

Konuyla ilgili düşüncelerinizi ekleyin↓

― Lütfen konuya yönelik yorum yapınız.
― Blog'a yönelik yorumlarınızı " Blog Yorumları " sayfasına bırakınız...
― Google Hesabı olmayanlar Yorumlama Biçiminden Adı / URL'yi veya ANONİM seçerek yorum yapabilir...

Son yorumlar

! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor diyenler...

Yazıları

: : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : :



... paylaşmak istedikleriniz varsa ...


Site içeriğine (M) ve konulara uygun olduğunu düşündüğünüz haberleri, görselleri, yazıları.. e-posta yoluyla bilgilerini yollayın paylaşalım.

.
..... Her şeyi değil, şeyleri paylaşan site ......