! Anladım ki anlamak yetmiyor

her şey aynıdır, yalnızca biz farklı görürüz

-.---Yazılar e-postana gelsin ↓

e-postanızı yazın:


-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-
Asıl sanat, zihinsel süreçte gerçekleşen, kavramların ilişkilerinden doğan yeni ve özgün anlam bütünlüğüdür. Her şeyde olduğu gibi bütünlük, bu zihinsel üretimde de şarttır. Aksi hâlde kopuk, bölük pörçük bir zihinsel haritadan öteye geçmez.

Zihin Sanatı*, sanat eserinin henüz üretilmeden önceki zihinde bitmiş hâline denir. Bu durum üreten kişiyi tatmin etse de üretme güdüsüne aykırı bir durumdur. Yani insan üretmişse (zihninden çıkarıp dış dünyaya koymuşsa) bunu yaymak, tanıtmak istediği için veya üretimini (eserlerini) çoğaltma güdüsüne sahip olduğu için yapar, tıpkı alt benliğin çoğalma isteğindeki gibi. Sanat eserini nesnel olarak yaratma isteği kaçınılmazdır. Aksi halde (içsel olarak) yarattığını yaratmış saymaz sanatçı. Ortaya konan, bakılan, dokunulan, dinlenilebilen, okunabilen bir eser olmadığı sürece o şeye "eser" denmeyecektir. Bu durum sanatçılar için pek de istenilen bir durum değildir açıkçası.

Henüz kavramsal boyutta zihinsel bir empati gücümüz olmadığından, sanat tarihine geçmiş tüm eserler zorunlu bir üretim güdüsünden kaynaklı ortaya çıkan ürünlerdir. Gel gelelim ki ortaya konan eserle zihinde oluşan eserle hiçbir zaman birbirini tutmaz. Ortaya konan eser, her zaman eksik oluşuna razı olmakla sonuçlanır. Sanatın tüm alanlarında tarih boyunca ortaya konan tüm eserler dolayısıyla fasafisodur ya da böylesine sert yaklaşmak yerine bu eserler asıl anlatılmak istenenin hep eksik hâlleridir diyelim. Yani Platon hocamızın dilinde tüy bırakmayan idealar âleminin başka versiyonudur.

Zihinsel Sanatın Mutlaklığı
Zihnimiz olup biten ne var ne yok hepsini bünyemiz ölçüsünde kendinde saklar, kaydeder. Tüm bu kayıtlar saf kayıtlardır, hele kavramların ya da şeylerin ilk kayıtları hayli önemlidir. Bazı ilk kayıtlar yanlış da olsa ilk oldukları için onların üzerlerine yeni bir bilgiyi eklemek hayli zordur. Zihinde biriken tüm bu deneyimler zihinsel atmosferde sayısız kombinasyonla yeni fikirler ve yeni bağlamlar elde etmemizi sağlar. Tüm bu zihinsel yenilikler pek hoştur (uzun olanları da doğası gereği bir süre sonra insanı sıkar veya deli eder). Hülyalara dalmak, hayaller kurmak bu zihinsel güzelliğin bir sonucudur. Zihin, sahibine mutlak ve kusursuz düş(fikir) âlemi verebilir. Fakat bu âlemin bir kusuru vardır, kişiye has olması. Evet bu insan yaratığı için bir kusurdur, çünkü insan saklamaya değil paylaşmak üzerine bir güdüyle donanıp dünyaya gelmiştir ama zihinde olup bitenleri nedense hiçbir eser tam olarak anlatamaz.

Maleviç'in Siyah Kare'si
Maleviç'in Siyah Kare'si (1915) (Sıfır Biçim olarak da bilinir) tablosunun çıkış nedeni de bu zihinsel yaratının, nesnel olguda varabileceği en son noktayı göstermek için, içinde hiçbir şey olmayan simsiyah bir kare ile anlatabilmiştir. Bu tablosuyla Maleviç saf biçimi (sıfır biçimi) işaret eder yani hiçliği… Maleviç bu tablosuyla resim sanatında o güne değin yapılmış, denenmiş tüm biçimsel sınırlardan kurtulmak ister... Oturup en saf biçimin ne olabileceğine karar verir ve sihay bir karenin, bu saf zihinsel biçimi (biçimsizliği) yansıtabilecek en ideal şeklin ve rengin (renksizlik) olduğu kararına varır. Maleviç resim satında hiçliği (sıfır biçimi) bulmuştur ama gel gör ki ortada bir hiç yoktur, hiçi anlatmak için bir nesne ve siyah bir kareye ihtiyaç duymuştur. Oysa hiç'in böyle bir şeye ihtiyacı yoktur. Dolayısıyla zihinsel buluşun karşılığı nesnel dünyada karşılık bulamamıştır. Zihinsen yaratı sonrası sanat eseri illâ bir temsile, simgeye, eşyaya, araca ihtiyaç duyar. Bu, sanat eseri denilen o muhteşem ürünün mutlak zayıflığıdır. Maleviçin gözden kaçırdığı, sıfır biçimin kavramsal karşılığını, nesnel olarak betimlemeye çalışmasından kaynaklanır. İmgesi zihinde olan bir sıfır biçimin, nesnel dünyada karşılığının da olmaması gerekir. Yani nesnel resim sanatında sıfır biçim ya da saf biçim gibi hiçliğe özgü durumlar bulunamaz.

Bunca eksik sanat eseri arasında iyi ki dil denen bir şey var. Çünkü dil bu anlatılan tüm hikâyede en soyut ya da en zihinsel araçtır. Anlatmak istedikleriniz eğer fikirlerinizse, bunu bir sanat dalıyla heba etmeyin, hatta hiç etmeyin.

Caddenin diğer tarafında yürüyorsunuz, köşeyi dönünce karşınıza bir tabela çıkacak,
zihinsel sanatçı aranıyor!

Ömer Saylık Davutoğlu


- - - - - - -
* Zihin Sanatı, piyasadaki zihni verimli kullanma sanatı kitapları zırvasından ayrı bir zırvadır.

0 Yorum:

Konuyla ilgili düşüncelerinizi ekleyin↓

― Lütfen konuya yönelik yorum yapınız.
― Blog'a yönelik yorumlarınızı " Blog Yorumları " sayfasına bırakınız...
― Google Hesabı olmayanlar Yorumlama Biçiminden Adı / URL'yi veya ANONİM seçerek yorum yapabilir...

Son yorumlar

! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor diyenler...

Yazıları

: : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : :



... paylaşmak istedikleriniz varsa ...


Site içeriğine (M) ve konulara uygun olduğunu düşündüğünüz haberleri, görselleri, yazıları.. e-posta yoluyla bilgilerini yollayın paylaşalım.

.
..... Her şeyi değil, şeyleri paylaşan site ......