! Anladım ki anlamak yetmiyor

her şey aynıdır, yalnızca biz farklı görürüz

-.---Yazılar e-postana gelsin ↓

e-postanızı yazın:


-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-
Sermaye sınıfının, şirketleri ve sanatsever üyeleri aracılığıyla sanat alanında yeniden-ürettiği tahakkümün maddi bir temeli olduğu bir gerçeklik. Caz ya da klasik ya da popüler müziğin önde gelen isimleri, bağımlı ya da bağımsız filmler, anlı şanlı fotoğrafçıların sergileri, ülkemizde bir süredir boy gösteriyor. Özal?lı yıllarla birlikte, sermayenin dizginlerinden boşanması, böyle bir dışavurum da ortaya koyuyor, bu alanda muazzam bir sermaye akışı görülüyor.

Şöyle bir açıklama çok mu garip olur:

Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana oldum olası görgüsüzlüğü ya da sonradan görmeliğiyle gündemde olan sermaye sınıfı üyelerinin yakın kuşakları, Avrupa ve ABD?de aldıkları eğitimin de bir sonucu olarak sonradan görmeliklerinde bir aşama kaydetmiş oldular. Emperyalist metropollerdeki sınıfdaşları gibi ?kaliteli bir stil? yaşama özlemlerini gidermenin yollarını aradılar. Hep adetleri olduğu üzere, kendileri emek vermek nosyonundan uzak oldukları için, ?kaliteyi satın alma? ve ?kendi ayaklarına getirme?ye çalıştı kafaları ancak ve ancak. Ülkemizde son dönemde giderek yoğunlaşan bu ?uluslararası sanat ve sanatçı trafiği?, emperyalizmin kültürel boyuttaki yayılmacılığıyla birlikte, bununla açıklanabilir pekâlâ. ?Kendi ayaklarına getirdikleri?nin bir de para kazanmaya tahvil edilebilmesi tam onlara yakışacak bir kavrayıştır ve festivaller, bunun araçları haline dönüştü. Burada hem komik ve hem de trajik boyutlar bulunmaktadır:

İşin komik yanı, bu ?eve servis? durumunun, bir ?toplumsal sorumluluk? ve ?sanatçının dostu? olma hali ile açıklanmasıdır.

Trajik olan ise, bu açıklamalara, sanatçıların ve sanatseverlerin de inanmasıdır.

?Kim izleyecek, kim destekleyecek??
Festivallerin de ötesinde, problem, sermaye düzeninde sanatın konumuyla ilgilidir.

Yaşamı kavramaya, sorgulamaya, paylaşmaya; barıştan, emekten yana tutum almaya dönük her türlü girişimi ya sessizlikle boğmaya ya da şiddetle bastırmaya eğilimli sermaye düzeni, kendisini yeniden-üretecek ideolojik mekanizmaları yeniden-üretirken hep bu açmazla karşı karşıya kaldı. Bu mekanizmalar içinde önemli bir rolü olan sanat ve sanatçıyla hep gerilimli bir ilişki yaşadı. Kendine sunulanla yetinmeyen; yaşamı, verili ilişkileri sorgulamaya yönelen sanatçılarla hep kavgalı oldu.

Bu nedenle de, sanatçının sermayeye mahkûm olduğu koşullar, sermaye sınıfının hedefi oldu hep. Bugün gelinen noktada, bu, belli ölçülerde başarılmış görünüyor.

Sermaye sınıfının sanat alanındaki tahakkümünün temel aracı olarak sponsorluk mekanizmaları, sanatı ve sanatçıyı tamamen kuşatmış görünüyor:

?Ben olmazsam yaratıcılığını nasıl hayata geçireceksin??, ?ben olmazsam karnını nasıl doyuracaksın??, ?ben olmazsam eserlerini kiminle, nasıl paylaşacaksın??

Sanatseverler de benzer soruların muhatabıdır: ?Ben olmazsam, kim getirecek sana bunları??

Korkunun esiri olmak deyimi tam da bunun karşılığı gibi!

Hamisinden sürekli azar işitip kötü muamele gören ve korkan, ve korktuğu için hamisine daha da çok bağlanan bir nevrotiklik bu.

Çözüm, bunların bilincine varmak kadar, sermaye karşısında tek başına kalmaktan kurtulmakla da ilgili.

Bir yandan gericileş(tir)en, bir yandan cahilleş(tir)en, diğer yandan müzeleri, kütüphaneleri, orkestraları, büyük salonları ?kapatan? bir sistemden bahsediyoruz? Hem fiziksel olarak mekanları ortadan kaldırıp alış veriş merkezlerine dönüştürerek, hem de toplumun büyük kesimlerini dışlayarak ?kapatan? bir sistemden?

Kendine ve memleketine güvenmek
Sanatın, bireysel bir etkinlik olduğu kadar toplumsal bir etkinlik de olduğu gerçeği, kitlelerle buluşma zorunluluğu, sermaye düzeninin aşamayacağı bir çelişkidir. Sermayenin onsuz yapamayacağı popüler kültürün sığlığı ve yavanlığı, dönüp yine kendini vurmakta ve yaşamın bin bir yükünü omuzlamış ?büyük insanlık? için, bilincine varılamayan bir sıkıntı kaynağıdır yalnızca.

Toplumsal yaşam, sanata ve sanatçıya muhtaçtır.

Ama sanat ve sanatçı, sermaye sınıfına muhtaç değildir.

Bugün sanatçılar ve sanatçı adayları, ayakta kalmakla üretmek arasında sıkıştırılmışlardır. Sanat eğitim kurumları sanatçı değil, mezun olduğunda ne yapacağını bilemeyen ve piyasada tutunmaktan başka bir şey düşünemeyen gençler yetiştirmektedir. Kültür merkezleri, tiyatrolar, sinema-konser salonları, kitapevleri, izleyici-dinleyici-okur yokluğundan şikayet etmekte, yokluğundan şikayet edilenler ise, başka bir yokluktan, sanatın ulaşılmazlığından ve yavanlığından söz etmektedirler.

Sermaye düzeninde bir tarafta sanat ve sanatçı yalnızlaşmakta, diğer tarafta ise bu sanatın muhatabı, yani ?toplum? yalnızlaşmakta, toplum olmaktan çıkıp, saldırgan bir kalabalığa dönüşmektedir.

Toplumla bağı kopan sanat, korkuların esiri olmuştur.

Sanatın ve sanatçının yüzünü yeniden toplumla buluşmaya dönmesi, barışı, emeği yeniden gündemine alması, kültür-sanat kurumlarının da, festivallerin de, sanatçıların da aradıkları temel yaşamsal kaynak haline gelmiştir ve bu sürecin başlangıç işaretleri giderek güçlenmektedir.

Bu süreci başlatan da, yine ve her zamanki gibi, sermaye sınıfının ve emperyalizmin küstah, çirkin ve efendilik taslayan yüzünün açığa çıkması olmuştur.

Gericilikle, ırkçılıkla, savaş çığırtkanlığıyla, her türlü çirkinlikle, hayallerimizi, ütopyalarımızı görülür, duyulur, hissedilir kılan sanatçı uğraşmayacak da kim uğraşacak?

Salonlarına musallat olanların karşısına dikilen tiyatrocu dostlarımızın sözünü bir kez daha hatırlamanın ve hatırlatmanın zamanıdır:

Sanat korkakların işi değildir!

Bu topraklar, korkanı da korkmayanı da yarattı.

Ama son sözü her zaman, korkmayanlar söyledi!

Refik Adanır

1 Yorum:

acıdan_geçtim_güzelleştim dedi ki... 7 Ağustos 2011 03:30  

değişen dünya düzeni, sınırların kaldırılmasıyla birlikte insanlığın ulaştığı ve orda debelenip durduğu doyumsuzluk evresinde olağandır bunlar. hep daha, hep daha. sonuç; gerçekten saçmasapan bir kopuş...

Konuyla ilgili düşüncelerinizi ekleyin↓

― Lütfen konuya yönelik yorum yapınız.
― Blog'a yönelik yorumlarınızı " Blog Yorumları " sayfasına bırakınız...
― Google Hesabı olmayanlar Yorumlama Biçiminden Adı / URL'yi veya ANONİM seçerek yorum yapabilir...

Son yorumlar

! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor diyenler...

Yazıları

: : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : : :



... paylaşmak istedikleriniz varsa ...


Site içeriğine (M) ve konulara uygun olduğunu düşündüğünüz haberleri, görselleri, yazıları.. e-posta yoluyla bilgilerini yollayın paylaşalım.

.
..... Her şeyi değil, şeyleri paylaşan site ......